Şâfiî: dinden dönen bâliğ erkek de kadın da tövbeye çağrılır; dönmezse öldürülür
Arapça metin
Sayfanın tamamı
Çeviri
Kelime kelime
bâliğ erkeklerden de kadınlardan da مِنْ بَالِغِي الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ* tövbeye çağrılır اُسْتُتِيبَ* tövbe etmezse öldürülür وَإِنْ لَمْ يَتُبْ قُتِلَ* Yahyâ b. Saîd'in hadisi sabittir حَدِيثُ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ ثَابِتٌ*
Satır altı görünüm
- مِنْ بَالِغِي الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ: Kadınların açıkça hükme dahil edilmesi bu sayfanın ayırt edici cümlesidir. Hemen önceki cümle, İslâm'a hiç girmemiş müşrikler için «öldürme kadınlar değil erkekler içindir» der; yani kadının hayatı aslî küfürde korunur, İslâm'dan çıkışta korunmaz.
- اُسْتُتِيبَ: استتابة: X. bâb, ت-و-ب kökü. Bir sonraki sayfa istitâbenin hemen mi yoksa bir süre (üç gün) mi yapılacağında iki görüş kaydeder ve Ömer'in özet infaza çıkışmasını Mâlik tarikiyle nakleder.
- وَإِنْ لَمْ يَتُبْ قُتِلَ: Meçhul fiil; faili mahkemedir. Şâfiî'nin hemen ardından delil olarak okuduğu âyet (2:217) ise aynı durumu etken ve geçişsiz bir fiille anlatır: فَيَمُتۡ — «ölür».
- حَدِيثُ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ ثَابِتٌ: Şâfiî sayfadaki üç rivayetten yalnız birini, Osman'ın «كُفْرٍ بَعْدَ إيمَانٍ» hadisini sabit sayar; Zeyd b. Eslem'inkini «منقطع» der. Cümlenin en doğal okumasıyla İkrime–İbn Abbâs tarikiyle gelen «من بدل دينه فاقتلوه»yu da hadis ehlinin sabit saymadığını söyler.
Kaynak
Bağlam
Pasaj el-Umm'un birinci cildinde, kiminle hangi sebeple savaşılacağına dair tartışmanın hemen ardından gelen «المرتد عن الإسلام» ara başlığıdır (Dâru'l-Fikr c.1 s.294). el-Umm'da mürtede ayrılmış daha uzun bir bâb da vardır («باب المرتد الكبير», Dâru'l-Fikr c.6 s.168); bu sayfa hükmün kısa ve özlü ifadesidir.
Sayfa beş hamlede ilerler. (1) Aslî küfür: müşriklerden «öldürme kadınlar değil erkekler içindir». (2) İrtidat: imandan şirke geçen bâliğ erkek ve kadın tövbeye çağrılır, dönmezse öldürülür — alıntı budur; delil olarak 2:217 «ولا يزالون يقاتلونكم»dan «هم فيها خالدون»a kadar okunur. (3) Üç rivayet: Osman'dan «bir Müslümanın kanı ancak üç şeyden biriyle helâl olur: imandan sonra küfür, ihsândan sonra zina, haksız yere adam öldürme»; İkrime'den, Ali'nin mürtedleri yakması üzerine İbn Abbâs'ın «من بدل دينه فاقتلوه» sözü; Mâlik'ten, Zeyd b. Eslem'in mürsel «من غير دينه فاضربوا عنقه» rivayeti. (4) Değerlendirme: Şâfiî yalnız Osman hadisini «ثابت» sayar. (5) Kapsam: hüküm yalnız İslâm'dan çıkana uygulanır; bir bâtıl dinden ötekine geçen «bâtıldan bâtıla» geçmiştir ve öldürülmez — delil 3:19, 3:85 ve 2:132.
Sayfanın devamı (context_after) mürtedin malını ve çocuklarını düzenler: öldürülen mürted erkeğin ve kadının malı fey'dir; çocukları esir alınmaz, çünkü «babalarının din değiştirmesinde onların günahı yoktur» — fakat aynı cümle, bu çocuklardan bulûğa erenin İslâm'a davet edileceğini, Müslüman olmazsa öldürüleceğini ekler.
Önceki sayfanın sonu
Sonraki sayfanın başı
Mezheplerin konumu
| Hanefî | Mürted erkek öldürülür; mürted kadın öldürülmez, fakat hapsedilir ve İslâm'a dönmeye zorlanır. Aynı sayfa Şâfiî'nin «Müslüman olmazsa öldürülür» görüşünü karşı görüş olarak nakleder. |
|---|---|
| Mâlikî | Çıkışını açıkça ilan eden mürted tövbeye çağrılır, dönmezse öldürülür; küfrünü gizleyen zındık ise muttali olunduğunda tövbeye çağrılmadan öldürülür. |
| Şâfiî | İmandan şirke geçen bâliğ erkek ve kadın tövbeye çağrılır; tövbe ederse kabul edilir, etmezse öldürülür. Hüküm yalnız İslâm'dan çıkana uygulanır, başka dinler arasında geçene değil. Bu girdinin konusu olan sayfa budur. |
| Hanbelî | Mürtedin öldürülmesi vâciptir ve bunda icmâ vardır; erkek ile kadın arasında fark yoktur, üç gün tövbeye çağrılır ve üzerine daraltılır. |
Gelenek bunu nasıl savunur
Geleneğin savunması şu hatlarda kurulur, ve bir kısmı bizzat bu sayfadan gelir.
(1) Şâfiî kapsamı daraltır. Rivayetin lafzı «kim dinini değiştirirse» diyerek her din değiştireni kapsayacak genişliktedir; Şâfiî onu yalnız İslâm'dan çıkışa indirir ve bir bâtıl dinden ötekine geçeni açıkça dışarıda bırakır.
(2) İstitâbe şarttır, tövbe kabul edilir. Hüküm bir cezanın otomatik uygulanması değil, dönüş imkânı tanınmış bir süreçtir; bir sonraki sayfa istitâbenin süresi üzerine iki görüş kaydeder ve Ömer'in özet infaza çıkışmasını nakleder.
(3) Eşitlik bir adalet ilkesidir. Şâfiîler, cezalarda erkek ile kadının eşit tutulduğunu — zina, hırsızlık ve içki haddinde olduğu gibi — ve kadını muaf tutmanın bir ayrımcılık olacağını savunur (bu delil Serahsî tarafından el-Mebsût c.10 s.109'da Şâfiî adına nakledilir).
(4) Şâfiî delillerini kendisi eler. Sayfa üç rivayet getirir ve yalnız birini sabit sayar; bu, hadis eleştirisini hükmün içine yerleştiren bir usûl titizliğidir.
(5) Kişisel sorumluluk tanınır. Mürtedin çocukları esir alınmaz, çünkü «babalarının din değiştirmesinde onların günahı yoktur».
Bugün de böyle mi?
Kur'an ne diyor?
- 2:217 Metin açıkça söylüyor
﴿وَمَن يَرۡتَدِدۡ مِنكُمۡ عَن دِينِهِۦ فَيَمُتۡ وَهُوَ كَافِرٞ فَأُوْلَٰٓئِكَ حَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِ﴾ — Şâfiî'nin alıntının hemen ardından okuduğu âyettir. Âyet, dininden dönen kimseyi ölünceye kadar kâfir olarak kalan biri olarak tasavvur eder: fiil فَيَمُتۡ, etken ve geçişsizdir — «ölür», «öldürülür» değil. Karşılık iki tanedir ve ikisi de mahkemenin elinde değildir: amellerin boşa çıkması ve ateş. Sayfanın hükmü, âyetin «ölünceye kadar» diye açık bıraktığı süreyi istitâbe süresine indirir.
- 4:137 Metin açıkça söylüyor
﴿إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ثُمَّ كَفَرُواْ ثُمَّ ءَامَنُواْ ثُمَّ كَفَرُواْ ثُمَّ ٱزۡدَادُواْ كُفۡرٗا لَّمۡ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغۡفِرَ لَهُمۡ﴾ — Âyet iman ile küfür arasında birden çok kez gidip gelen insanları tarif eder. Bu tasvirin anlamlı olabilmesi için onların döngü boyunca hayatta kalmış olması gerekir; ilk dönüşünde öldürülen birinin ikinci imanı olmaz. Karşılık yine ilâhîdir: bağışlanmamak ve yola iletilmemek.
- 2:256 Metin açıkça söylüyor
﴿لَآ إِكۡرَاهَ فِي ٱلدِّينِۖ قَد تَّبَيَّنَ ٱلرُّشۡدُ مِنَ ٱلۡغَيِّ﴾ — Âyet dinde zorlamayı, doğru ile sapmanın açıkça ayrışmış olmasına bağlayarak reddeder. «Tövbe et ya da öldürül» seçeneği ile sunulan istitâbe, tanım gereği ölüm tehdidi altında bir inanç beyanı istemektir.
- 18:29 Metin açıkça söylüyor
﴿فَمَن شَآءَ فَلۡيُؤۡمِن وَمَن شَآءَ فَلۡيَكۡفُرۡۚ إِنَّآ أَعۡتَدۡنَا لِلظَّٰلِمِينَ نَارًا﴾ — İman ile küfür arasındaki tercih kişinin iradesine bırakılır ve karşılığı âhirete bağlanır.
- 10:99 Metin açıkça söylüyor
﴿أَفَأَنتَ تُكۡرِهُ ٱلنَّاسَ حَتَّىٰ يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ﴾ — Soru doğrudan Peygamber'e yöneltilir ve cevabı âyetin kendisindedir: iman bir zorlamanın sonucu olamaz.
- 3:85 Metinle uyumlu
﴿وَمَن يَبۡتَغِ غَيۡرَ ٱلۡإِسۡلَٰمِ دِينٗا فَلَن يُقۡبَلَ مِنۡهُ وَهُوَ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ﴾ — Şâfiî bu âyeti hükmün kapsamını sınırlamak için okur: ceza yalnız hak dinden çıkana düşer. Âyet bu kullanıma uygundur; fakat kendi bildirdiği karşılık kabul edilmemek ve âhirette hüsrana uğramaktır, dünyevî bir yaptırım değil.

Bu sayfanın sicile girmesinin sebebi, mürtedin öldürülmesi hükmünü taşıması değil — o hüküm dört mezhebin üçünde vardır — kadının hayatını hangi eşikte koruyup hangi eşikte kaldırdığıdır. Sayfanın hemen önceki cümlesi, İslâm'a hiç girmemiş müşrik kadını öldürmeden muaf tutar; alıntı ise imandan dönen kadını tövbe etmediği takdirde öldürür. Yani sayfada kadının hayatını kaybettiren şey küfür değil, bir zamanlar iman etmiş olmaktır. Ceza, kişinin şimdiki inancına değil, inancını değiştirmesine bağlanır.
Şâfiî bu hükme delil olarak önce Kur'an'ı okur, ve okuduğu âyet hükmü taşımaz. 2:217 dininden dönen kimseyi «kâfir olarak ölen» biri olarak tasavvur eder; fiil etken ve geçişsizdir, فَيَمُتۡ, ve karşılık amellerin boşa çıkması ile ateştir. Âyetin tarif ettiği kişi yaşar ve kendi eceliyle ölür; sayfanın tarif ettiği kişi tövbe süresi dolunca öldürülür. 4:137 aynı noktayı daha keskin kurar: iman ile küfür arasında iki kez gidip gelen bir insan tarif eder, ki bu ancak ilk dönüşte öldürülmemiş biri için mümkündür.
Delil zinciri de kendi sayfasında sınırlarını gösterir. Şâfiî üç rivayetten yalnız birini sabit sayar — Osman'ın «imandan sonra küfür» hadisini — ve Zeyd b. Eslem'inkini açıkça munkati' ilan eder; cümlesinin en doğal okumasıyla, bugün Buhârî'de bulunan İkrime–İbn Abbâs rivayetini de hadis ehlinin sabit saymadığını söyler. Kalan tek delil «bir Müslüman kişi» (امرئ مسلم) der ve kadınları ayrıca anmaz; kadının hükme dahil edilmesi rivayetin değil, Şâfiî'nin eşitlik kıyasının sonucudur. Aynı rivayet üzerinden Hanefîler tam ters sonuca varır ve kadını öldürmez.
Sayfanın lehine yazılması gerekenler de vardır. Şâfiî hükmün kapsamını daraltır: bir bâtıl dinden ötekine geçeni, lafzın genişliğine rağmen, dışarıda bırakır. İstitâbeyi şart koşar, tövbeyi kabul eder. Mürtedin çocuklarını esir almaz, çünkü «babalarının din değiştirmesinde onların günahı yoktur» — bu, Kur'an'ın kişisel sorumluluk ilkesiyle örtüşen bir cümledir. Fakat aynı cümle o ilkeyi hemen sınırlar: bu çocuklardan bulûğa eren İslâm'a davet edilir, kabul etmezse öldürülür. Hükmün mantığı burada en açık hâlini alır — çocuklukta «hükmen Müslüman» sayılmış biri, hiç kendi seçmediği bir dinden «dönmüş» kabul edilir.
Kur'an'ın aynı konuda söylediği şudur: dinde zorlama yoktur, çünkü doğru yol sapmadan ayrışmıştır (2:256); dileyen inanır, dileyen inkâr eder, ve karşılığı âhirettedir (18:29); insanları mü'min olsunlar diye zorlayacak olan sen misin (10:99). Metin irtidâdı adıyla ve defalarca anar; ona bağladığı karşılıkların hiçbiri bir mahkemenin eline verilmez.