Kendi Kitaplarından

Mâlik b. Enes (v. 179) · el-Muvatta · Cilt 2, Sayfa 736 · İctihad

Mâlik: zındıklar yakalandıklarında tövbeye çağrılmadan öldürülür

Arapça metin

فَإِنَّ أُولَئِكَ، إِذَا ظُهِرَ عَلَيْهِمْ قُتِلُوا، وَلَمْ يُسْتَتَابُوا، لِأَنَّهُ لَا تُعْرَفُ تَوْبَتُهُمْ
Sayfanın tamamı
١٥ - حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ قَالَ: «مَنْ غَيَّرَ دِينَهُ فَاضْرِبُوا عُنُقَهُ» وَمَعْنَى قَوْلِ النَّبِيِّ ﷺ فِيمَا نُرَى - وَاللَّهُ أَعْلَمُ - مَنْ غَيَّرَ دِينَهُ فَاضْرِبُوا عُنُقَهُ «. أَنَّهُ مَنْ خَرَجَ مِنَ الْإِسْلَامِ إِلَى غَيْرِهِ، مِثْلُ الزَّنَادِقَةِ وَأَشْبَاهِهِمْ. فَإِنَّ أُولَئِكَ، إِذَا ظُهِرَ عَلَيْهِمْ قُتِلُوا، وَلَمْ يُسْتَتَابُوا، لِأَنَّهُ لَا تُعْرَفُ تَوْبَتُهُمْ، وَأَنَّهُمْ كَانُوا يُسِرُّونَ الْكُفْرَ وَيُعْلِنُونَ الْإِسْلَامَ، فَلَا أَرَى أَنْ يُسْتَتَابَ هَؤُلَاءِ. وَلَا يُقْبَلُ مِنْهُمْ قَوْلُهُمْ. وَأَمَّا مَنْ خَرَجَ مِنَ الْإِسْلَامِ إِلَى غَيْرِهِ، وَأَظْهَرَ ذَلِكَ، فَإِنَّهُ يُسْتَتَابُ. فَإِنْ تَابَ. وَإِلَّا قُتِلَ. وَذَلِكَ لَوْ أَنَّ قَوْمًا كَانُوا عَلَى ذَلِكَ، رَأَيْتُ أَنْ يُدْعَوْا إِلَى الْإِسْلَامِ وَيُسْتَتَابُوا، فَإِنْ تَابُوا قُبِلَ ذَلِكَ مِنْهُمْ، وَإِنْ لَمْ يَتُوبُوا قُتِلُوا، وَلَمْ يَعْنِ بِذَلِكَ، فِيمَا نُرَى وَاللَّهُ أَعْلَمُ، مَنْ خَرَجَ مِنَ الْيَهُودِيَّةِ إِلَى النَّصْرَانِيَّةِ، وَلَا مِنَ النَّصْرَانِيَّةِ إِلَى الْيَهُودِيَّةِ، وَلَا مَنْ يُغَيِّرُ دِينَهُ مِنْ أَهْلِ الْأَدْيَانِ كُلِّهَا. إِلَّا الْإِسْلَامَ فَمَنْ خَرَجَ مِنَ الْإِسْلَامِ إِلَى غَيْرِهِ، وَأَظْهَرَ ذَلِكَ، فَذَلِكَ الَّذِي عُنِيَ بِهِ وَاللَّهُ أَعْلَمُ»

Çeviri

Onlar, üzerlerine muttali olunduğunda öldürülürler ve tövbeye çağrılmazlar; çünkü tövbeleri bilinemez.

Kelime kelime

Her Arapça kelimenin birebir karşılığı; tire bitişik ek/edat sınırıdır. Akıcı çeviri yukarıdadır.

zındıklar ve onlar gibi olanlar misali مِثْلُ الزَّنَادِقَةِ وَأَشْبَاهِهِمْ* üzerlerine muttali olunduğunda إِذَا ظُهِرَ عَلَيْهِمْ* ve tövbeye çağrılmazlar وَلَمْ يُسْتَتَابُوا* çünkü tövbeleri bilinemez لِأَنَّهُ لَا تُعْرَفُ تَوْبَتُهُمْ* bize göre — Allah en iyi bilendir فِيمَا نُرَى - وَاللَّهُ أَعْلَمُ*

Satır altı görünüm
مِثْلُ الزَّنَادِقَةِ وَأَشْبَاهِهِمْzındıklar ve onlar gibi olanlar misaliإِذَا ظُهِرَ عَلَيْهِمْüzerlerine muttali olunduğundaوَلَمْ يُسْتَتَابُواve tövbeye çağrılmazlarلِأَنَّهُ لَا تُعْرَفُ تَوْبَتُهُمْçünkü tövbeleri bilinemezفِيمَا نُرَى - وَاللَّهُ أَعْلَمُbize göre — Allah en iyi bilendir
  1. مِثْلُ الزَّنَادِقَةِ وَأَشْبَاهِهِمْ: زنديق Farsça kökenli bir terimdir ve Kur'an'da geçmez. Sayfanın kendi tarifi: İslâm'dan çıkıp başkasına geçen, fakat bunu **gizleyen** kimse. Kur'an'ın tam bu kümeyi tarif eden kelimesi münâfıktır.
  2. إِذَا ظُهِرَ عَلَيْهِمْ: Meçhul fiil. Hükmü tetikleyen şey failin bir eylemi değil, başkalarının onun gizli hâline **muttali olması**dır.
  3. وَلَمْ يُسْتَتَابُوا: استتابة: X. bâb, ت-و-ب kökü — «tövbeye çağırmak». Aynı sayfanın devamı, küfrünü **açıkça** ilan eden için istitâbeyi şart koşar; kayıt gizlilik olduğu için burada kaldırılır.
  4. لِأَنَّهُ لَا تُعْرَفُ تَوْبَتُهُمْ: Hükmün gerekçesi bir bilgi iddiası değil bir **bilgisizlik** iddiasıdır: iç hâl bilinemediği için tövbe imkânı baştan kapatılır. Kur'an aynı bilinemezlikten (9:101) ters sonuç çıkarır.
  5. فِيمَا نُرَى - وَاللَّهُ أَعْلَمُ: Mâlik bu şerhin kendi re'yi olduğunu açıkça işaretler; sayfada hükmü nakil olarak sunmaz.

Kaynak

موطأ مالك - رواية يحيى - ت عبد الباقي · Baskı: دار إحياء التراث العربي، بيروت - لبنان ١٤٠٦ هـ - ١٩٨٥ م (صححه ورقمه وخرج أحاديثه وعلق عليه: محمد فؤاد عبد الباقي [ت ١٣٨٨ هـ]؛ ترقيم الكتاب موافق للمطبوع)
Cilt 2 · Sayfa 736 · Shamela canlı sayfa (pasaj vurgulu) · archive.org taraması
Basılı nüshanın taraması: Dâru ihyâi't-türâsi'l-Arabî, Beyrut — Muhammed Fuâd Abdülbâkī tahkiki, 1406/1985 · Sayfa 736 · muwatta.pdf (tek cilt, c.1-2 birlikte) — PDF sayfa 766

Tarama c.2 s.736; PDF tek dosyada iki cüzü taşır ve basılı sayfa PDF indeksinden 30 eksiktir (indeks 766 = basılı ٧٣٦). Baskı künyesi PDF'in kendi kapak sayfasından doğrulandı: «دار احياء التراث العربي، بيروت - لبنان»، «صححه ورقمه وخرج أحاديثه وعلق عليه محمد فؤاد عبد الباقي»، arka kapak sayfasında «١٤٠٦ هـ ١٩٨٥ م» — Shamela künyesiyle birebir aynı tahkik.

Shamela sayfası ile basılı sayfa aynı yerde başlayıp aynı yerde biter: basılı ٧٣٦, bâb başlığı «(١٨) باب القضاء فيمن ارتد عن الإسلام» ile açılır, 15 numaralı hadis ve Mâlik'in şerhiyle devam eder ve «فَذَلِكَ الَّذِي عُنِيَ بِهِ وَاللَّهُ أَعْلَمُ» ile kapanır. Alıntı kelime kelime tutar; tek fark noktalamadadır (baskı «قُتِلُوا وَلَمْ يُسْتَتَابُوا» yazar, Shamela araya virgül koyar).

Shamela dijital metni bu sayfada baskının tamamını taşımıyor. Basılı sayfa, Abdülbâkī'nin hadis altına koyduğu tahrîc apparatını içerir — «مرسل عند جميع الرواة»، «وهو موصول في البخاري عن طريق أيوب، عن عكرمة، عن ابن عباس. في: ٥٦ - كتاب الجهاد، ١٤٩ - باب لا يعذب بعذاب الله. ولفظه (من بدل دينه فاقتلوه)» — ve sayfa sonunda dil notları. Yerel Shamela kaydında `footnotes` alanı boştur; bu apparatın hiçbiri dijital metinde yoktur. Girdinin `arabic` ve `quote` alanları, canlı vurgu bağlantısı ona bağlı olduğu için Shamela metninde bırakılmıştır; basılı sayfadaki fazlalık burada kayda geçirilmiştir. (Aynı sınıfın önceki emsalleri: Keşşâf 12/70'te düşen `تسع سنين`, el-Umm c.7'de düşen `فإنهم آباء`.)

İki bağımsız kontrol 2026-09-10'da geçti: (a) sayfa kimliği — basılı sayfa numarası ٧٣٦ ve üst bilgideki «٣٦ - كتاب الأقضية (١٨) باب (١٥) حديث» satırı, Shamela'nın `part: 2` / `page_num: 736` değerleriyle ve canlı sayfanın «ج2 - ص736» başlığıyla örtüşür; (b) metin sadakati — alıntının on üç kelimesi taramada birebir okundu ve iki vurgu kutusunun her sınırı, kutunun yüzde değerlerinden geri kırpılıp gözle doğrulandı.

Canlı sayfa kimliği kayması yok: yerel `1981` canlıda da `1981`dir. Yerel `1980` ve canlı `1980` aynı basılı sayfayı (٧٣٦) gösterir ama yalnız bâb başlığını taşır; metnin kendisi `1981`dedir.

موطأ مالك - رواية يحيى - ت عبد الباقي 2/736

Sarı kutular alıntının satırlarını gösterir; tarama görüntüsü değiştirilmemiştir.

Bağlam

Pasaj el-Muvatta'nın «(١٨) باب القضاء فيمن ارتد عن الإسلام» bâbının açılış sayfasındadır (c.2 s.736) ve bâbın ilk rivayeti olan 15 numaralı hadisin hemen ardından gelen Mâlik'in kendi şerhidir.

Sayfa üç hamlede ilerler. (1) Rivayet: «مَنْ غَيَّرَ دِينَهُ فَاضْرِبُوا عُنُقَهُ» — Yahyâ'dan, Mâlik'ten, Zeyd b. Eslem'den, doğrudan Peygamber'e. (2) Daraltma: Mâlik hadisin umumunu kayıtlar — «bununla, Yahudilikten Hristiyanlığa ya da Hristiyanlıktan Yahudiliğe geçen, yahut bütün din mensuplarından dinini değiştiren kimse kastedilmemiştir; ancak İslâm [kastedilmiştir]». Yani hadisin lafzı her din değiştireni kapsayacak genişlikteyken Mâlik kapsamı yalnız İslâm'dan çıkışa indirir. (3) İkiye ayırma: çıkışını gizleyen (zındık) ile açıklayan ayrılır. Açıklayan tövbeye çağrılır, dönmezse öldürülür. Gizleyen ise «muttali olunduğunda öldürülür ve tövbeye çağrılmaz» — bu girdinin alıntısı budur.

Gerekçe sayfanın kendi cümlesindedir ve iki parçalıdır: «tövbeleri bilinemez» ve «küfrü gizleyip İslâm'ı ilan ediyorlardı». Yani hükmü doğuran şey işlenmiş bir fiil değil, failin iç hâlinin denetlenemezliğidir. Mâlik bunu bir nakil olarak değil kendi re'yi olarak sunar: «فِيمَا نُرَى - وَاللَّهُ أَعْلَمُ».

Sayfanın kendi çevresi hükmü iki yandan sınırlar. Önceki sayfa (c.2 s.735) bambaşka bir konudadır — hayvan ve yiyecek telefi. Sonraki sayfa (c.2 s.737) ise bâbın ikinci rivayetini taşır ve doğrudan bu hükme dokunur: Ebû Mûsâ'nın adamı, İslâm'dan sonra küfre dönen birini yakalayıp hemen boynunu vurduklarını söyleyince Ömer çıkışır — «Onu üç gün hapsedip her gün bir somun ekmek verseydiniz, belki tövbe eder ve Allah'ın emrine dönerdi, ya!» — ve ardından «Allahım, ben ne hazır bulundum, ne emrettim, ne de bana ulaştığında razı oldum» der. Yani istitâbenin kaldırılmasına dair kayıt, geleneğin kendi bâbının ikinci rivayetiyle gerilim hâlindedir.

Basılı nüshanın taşıdığı, dijital metnin taşımadığı bir kayıt daha var. Abdülbâkī, hadisin altına kendi tahrîcini koyar: rivayet Muvatta'nın bütün rivayetlerinde mürseldir (Zeyd b. Eslem doğrudan Peygamber'e, arada sahâbî yoktur); muttasıl hâli yalnız Buhârî'de, Eyyûb → İkrime → İbn Abbâs tarikiyle ve «من بدل دينه فاقتلوه» lafzıyla gelir. Bu apparat Shamela'nın dijital metninde hiç bulunmaz (bkz. tarama notu).

Önceki sayfanın sonu
بَابُ الْقَضَاءِ فِيمَنِ ارْتَدَّ عَنِ الْإِسْلَامِ
Sonraki sayfanın başı
١٦ - وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدٍ الْقَارِّيِّ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ: قَدِمَ عَلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَجُلٌ مِنْ قِبَلِ أَبِي مُوسَى الْأَشْعَرِيِّ. فَسَأَلَهُ عَنِ النَّاسِ، فَأَخْبَرَهُ. ثُمَّ قَالَ لَهُ عُمَرُ: هَلْ كَانَ فِيكُمْ مِنْ مُغَرِّبَةِ خَبَرٍ؟ فَقَالَ: نَعَمْ، رَجُلٌ كَفَرَ بَعْدَ إِسْلَامِهِ، قَالَ: فَمَا فَعَلْتُمْ بِهِ؟ قَالَ: قَرَّبْنَاهُ فَضَرَبْنَا عُنُقَهُ، فَقَالَ عُمَرُ: «أَفَلَا حَبَسْتُمُوهُ ثَلَاثًا، وَأَطْعَمْتُمُوهُ كُلَّ يَوْمٍ رَغِيفًا، وَاسْتَتَبْتُمُوهُ لَعَلَّهُ يَتُوبُ، وَيُرَاجِعُ أَمْرَ اللَّهِ»؟ ثُمَّ قَالَ عُمَرُ: «اللَّهُمَّ إِنِّي لَمْ أَحْضُرْ، وَلَمْ آمُرْ، وَلَمْ أَرْضَ إِذْ بَلَغَنِي»

Mezheplerin konumu

Hanefî

Mürted erkek öldürülür; tevbeye çağrılması müstehaptır, vâcip değildir. Mürted kadın öldürülmez; İslâm'a dönene kadar hapsedilir ve zorlanır.

el-Mebsût (Serahsî) c.10 s.108 — https://shamela.ws/book/5423/2113
Mâlikî

Çıkışını açıkça ilan eden mürted tövbeye çağrılır, dönmezse öldürülür; küfrünü gizleyip İslâm'ı ilan eden (zındık) ise muttali olunduğunda tövbeye çağrılmadan öldürülür, çünkü tövbesi bilinemez. Bu girdinin konusu olan sayfa budur.

el-Muvatta (Yahyâ rivayeti) c.2 s.736 — https://shamela.ws/book/1699/1981
Şâfiî

Mürted erkek de mürted kadın da öldürülür; kadın hakkında hüküm erkeğinkiyle aynıdır.

el-Umm c.1 s.294 (bâbü'l-mürted ani'l-İslâm) — https://shamela.ws/book/1655/279
Hanbelî

Mürted üç gün tövbeye çağrılır ve sıkıştırılır; dönmezse öldürülür. Erkekle kadın arasında fark yoktur; İbn Kudâme bunda icmâ bulunduğunu söyler.

el-Muğnî (Türkî) c.12 s.264 — https://shamela.ws/book/6910/6401

Gelenek bunu nasıl savunur

Geleneğin savunması şu hatlarda kurulur, ve bir kısmı bizzat bu sayfadan gelir.

(1) Mâlik hadisi daraltır, genişletmez. Rivayetin lafzı «kim dinini değiştirirse» diyerek her din değiştireni kapsayacak genişliktedir; Mâlik bunu açıkça reddeder ve kapsamı yalnız İslâm'dan çıkışa indirir. Sayfa, bir cezayı genişleten değil sınırlayan bir metindir.

(2) İstitâbe kural, kaldırılması istisnadır. Aynı sayfa, çıkışını açıklayan mürted için tövbeye çağırmayı şart koşar ve bir topluluk söz konusu olduğunda dahi «İslâm'a davet edilsinler ve tövbeye çağrılsınlar» der. İstisna tek bir kayda bağlıdır: gizlilik.

(3) Zındık, fikrini değiştiren kişi değildir. Klasik kullanımda zandaka, özel bir kanaat değişimini değil örgütlü ve gizlenen bir yıkıcılığı adlandırır (Abbâsî döneminde Maniheist ağlar için kullanılışı buna örnektir). Savunuya göre burada cezalandırılan şey inanç değil, bir siyasî düzen içinde sürdürülen sistemli aldatmadır — modern hukukun casusluk ya da ihanet başlığına yakın bir şey.

(4) Gerekçe usûlîdir, ontolojik değil. Mâlik zındığın tövbesinin Allah katında kabul edilmeyeceğini söylemez; söylediği, bir mahkemenin onu doğrulayamayacağıdır. İstitâbe bir imkân tanıma usûlüdür ve sistematik takıyye karşısında usûl işlemez hâle gelir. Mâlikî fürûunda, yakalanmadan önce kendiliğinden tövbe eden zındığın tövbesinin kabul edilip edilmeyeceği ayrıca tartışılır — yani kapı büsbütün kapatılmış değildir.

(5) Geleneğin kendi frenleri kayıtlıdır. Bâbın ikinci rivayeti Ömer'in özet infaza çıkışmasıdır ve üç günlük mühleti şart koşar. Bunu kaydeden, hükmü veren kitabın kendisidir; yani gelenek kendi ihtiyat kaydını da taşır.

(6) Delil zinciri savunucular için de zayıftır ve bu bilinmektedir. Rivayetin Muvatta'daki hâlinin mürsel oluşu, kitabın kendi muhakkiki tarafından sayfanın altına yazılmıştır. Mâlikî usûlünde mürsel-i sahâbî ve ehl-i Medîne ameli delil sayıldığı için bu, mezhep içinde bir kusur değil, kabul edilmiş bir delil türüdür.

Bugün de böyle mi?

Güncel fetva bağlantısı henüz eklenmedi.

Kur'an ne diyor?

Yorum

Bu bölüm sitenin editoryal görüşüdür. Yukarıdaki kayıt ondan bağımsızdır ve tek başına doğrulanabilir.

Bu sayfanın sicile girmesinin sebebi verdiği ceza değil, cezayı gerekçelendirme biçimidir. Mâlik, zındığın öldürülmesini işlenmiş bir fiile bağlamaz; bilinemezliğe bağlar: «لِأَنَّهُ لَا تُعْرَفُ تَوْبَتُهُمْ». Yani hükmü doğuran şey mahkemenin bildiği değil, bilemediğidir. Bir hukuk düzeninde bilgisizlik normal olarak yaptırımı daraltan bir sebeptir; burada genişleten sebep olmuştur.

Kur'an aynı öncülü aynı küme hakkında kurar ve ters sonuca varır. 9:101 münâfıklardan söz ederken Peygamber'e doğrudan «onları sen bilmezsin, onları biz biliriz» der ve cezayı «sanu'azzibuhum» diye Allah'a nispet eder. 63:1-3 aynı kümeyi «yeminlerini kalkan edinen», «iman ettiler sonra küfrettiler» diye tarif eder — Mâlik'in «küfrü gizleyip İslâm'ı ilan ediyorlardı» cümlesiyle neredeyse aynı ifade. Kur'an bu insanları teşhis eder, tavsif eder, kalplerinin mühürlendiğini bildirir; hakkında verdiği tek somut talimat 9:84'te cenaze namazının kılınmamasıdır. Bir infaz hükmü yoktur. Bilinemezlik, metinde yargı yetkisinin sınırı olarak işler; sayfada ise yargı yetkisinin dayanağı hâline gelmiştir.

Aynı sonuca 4:137'nin yapısından da varılır. Âyet iman ile küfür arasında birden çok kez gidip gelen bir insanı tarif eder. Bu tasvirin anlamlı olabilmesi için o insanın döngü boyunca hayatta kalmış olması gerekir; ilk dönüşünde boynu vurulan birinin ikincisi olmaz. Metin bu kişiyi tarif ettiği hâlde onun için bir dünya cezası zikretmez.

Geleneğin bu okumaya karşı en güçlü metni 3:90'dır: «tövbeleri asla kabul edilmeyecektir». Yüzeyde Mâlik'in cümlesine yakındır ve dürüstlük gereği hafifletilmeden konmalıdır. Fakat pasajın kendi dizisi iki ayrımı zorunlu kılar. Birincisi: bir önceki âyet, 3:89, «bundan sonra tövbe edip ıslah edenler müstesna» diyerek kapıyı açık tutar; kapanma yalnız «küfrü artıranlar» içindir. İkincisi: 3:87 karşılığı sayarken bir infazdan değil bir lânetten söz eder ve fâili bir mahkeme değildir. Yani Kur'an tövbenin kabulünü Allah'a bırakır; sayfa ise tövbenin istenmesini mahkemeden kaldırır. Bunlar aynı şey değildir: biri ilâhî bir hükümdür, öteki bir usûl kararıdır.

Sayfanın lehine yazılması gerekenler de vardır ve bunlar küçük değildir. Mâlik hadisin umumunu daraltır: lafız her din değiştireni kapsayabilecekken o, kapsamı İslâm'dan çıkışa indirir ve Yahudilikten Hristiyanlığa geçeni açıkça dışarıda bırakır. Açıktan çıkanı istitâbe kapsamında tutar, hatta bir topluluk söz konusu olduğunda «İslâm'a davet edilsinler ve tövbeye çağrılsınlar» der. Ve bâbın ikinci rivayeti — sonraki sayfada — Ömer'in özet infaza çıkışması ve üç günlük mühlet istemesidir. Yani istitâbenin kaldırılması, geleneğin kendi bâbı içinde bile itirazsız bir kayıt değildir.

Delil zinciri de kayda değer. Hükmün üzerine kurulduğu rivayet, kitabın kendi muhakkikinin sayfa altına yazdığı gibi, Muvatta'nın bütün rivayetlerinde mürseldir; muttasıl hâli yalnız Buhârî'de bulunur. Mâlik'in üzerine bina ettiği şerh ise nakil değildir — «فِيمَا نُرَى» kaydıyla kendi re'yi olarak işaretlenmiştir. Mesele Mâlik'in içtihad etmiş olması değildir; içtihad meşrûdur. Mesele, denetlenemez bir iç hâl hakkındaki bir kanaatin, tövbe imkânını baştan kaldıran bir ölüm hükmüne dönüşmüş olmasıdır. Kur'an'ın aynı kanaat hakkında söylediği ise şudur: onları sen bilmezsin.

Doğrulandı: 2026-09-10