İbn Kudâme: mürtedin öldürülmesinin vâcip olduğunda ilim ehli icmâ etmiştir
Arapça metin
Sayfanın tamamı
Çeviri
Kelime kelime
icmâ etti / görüş birliğine vardı وأجْمَعَ* ilim ehli أهلُ العلمِ* vâcip oluşu üzerine على وُجوبِ* öldürülmesi قَتْلِ mürtedlerin المُرْتَدِّين*
Satır altı görünüm
- وأجْمَعَ: IV. bâb, ج-م-ع kökü. Usûlde icmâ bağımsız bir delil sayılır; burada bir nakil değil, bir delil iddiasıdır.
- أهلُ العلمِ: İcmâın öznesi olarak tarif edilen küme; sayfada bu kümenin sınırı verilmez.
- على وُجوبِ: و-ج-ب kökü: cevaz ya da ruhsat değil, terkinde günah olan yükümlülük.
- المُرْتَدِّين: Sayfanın kendi tarifi: «mürted, İslâm dininden küfre dönen kimsedir» — kayıt inanç değişimidir, bir fiil değil.
Kaynak
Bağlam
Cümle el-Muğnî'nin «Kitâbü'l-Mürted» bölümünün açılış sayfasındadır (c.12 s.264) ve bölümün delil dizisinin üçüncü halkasıdır. İbn Kudâme önce mürtedi tarif eder — «İslâm dininden küfre dönen kimse» — sonra sırasıyla üç şey getirir: (1) âyet: 2:217, ﴿وَمَن يَرۡتَدِدۡ مِنكُمۡ عَن دِينِهِۦ فَيَمُتۡ وَهُوَ كَافِرٞ فَأُوْلَٰٓئِكَ حَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ﴾; (2) hadis: «Kim dinini değiştirirse onu öldürün»; (3) icmâ: bu girdinin alıntısı.
İcmâın nasıl kurulduğu sayfada açıkça yazılıdır: «Bu, Ebû Bekir'den, Osman'dan, Ali'den, Muâz'dan, Ebû Mûsâ'dan, İbn Abbâs'tan, Hâlid'den ve başkalarından rivayet edilmiştir; buna karşı çıkılmadı, dolayısıyla icmâ oldu.» Yani icmâ, bir kayıt değil bir çıkarımdır: yedi isimden gelen rivayetler artı itiraz kaydının bulunmaması.
Aynı sayfa bu çıkarımı zayıflatan kaydı da taşır. 1538 numaralı mesele mürted erkek ile kadın arasında fark bulunmadığını söyler ve bunu Ebû Bekir ile Ali'ye, Hasan-ı Basrî, Zührî, Nehaî, Mekhûl, Hammâd, Mâlik, Leys, Evzâî, Şâfiî ve İshak'a nispet eder — fakat hemen ardından şunu ekler: «Ali'den, Hasan'dan ve Katâde'den, kadının öldürülmeyip köleleştirileceği rivayet edilmiştir.» Sonraki sayfada Ebû Hanîfe'nin de kadını öldürmediği, hapis ve dayakla İslâm'a zorladığı kaydedilir. Böylece icmâın kapsamı, sayfanın kendi kaydında en az iki noktada — kadın mürted ve Ali'nin kendisi — kırılır.
Önceki sayfanın sonu
Sonraki sayfanın başı
Mezheplerin konumu
| Hanefî | Mürted erkek öldürülür; tevbeye çağrılması müstehaptır. Mürted kadın öldürülmez, İslâm'a dönene kadar hapsedilir ve zorlanır — el-Muğnî bu görüşü Ebû Hanîfe'ye nispetle sonraki sayfada nakleder ve «لا تقتلوا امرأة» rivayetine dayandırdığını kaydeder. |
|---|---|
| Mâlikî | Mürted üç gün tevbeye çağrılır, dönmezse boynu vurulur; zındık ise tevbesi istenmeden öldürülür. |
| Şâfiî | Mürted bâliğ erkek de kadın da istitâbe edilir; tevbe etmezse öldürülür. |
| Hanbelî | Mürtedin öldürülmesi vâciptir ve bunda icmâ vardır; erkek ile kadın arasında fark yoktur, üç gün tevbeye çağrılır ve üzerine daraltılır. Bu girdinin konusu olan sayfa budur. |
Gelenek bunu nasıl savunur
Geleneğin savunması şu hatlarda kurulur. (1) Ridde = siyasî ihanet: klasik bağlamda dinden dönme, bir kanaat değişimi değil, topluluktan kopup düşman safına geçmektir; ceza inanca değil, ihanete verilir. Ridde savaşları ve İbn Kudâme'nin sayfasında sayılan sahâbe uygulamalarının hepsinin bir savaş bağlamında geçmesi bu okumaya delil sayılır. (2) İcmâ usûlî bir delildir: İbn Kudâme burada kendi kanaatini değil, mezhepler üstü bir hukuk kaydını aktarır; icmâ iddiası kişisel bir tercih değildir ve ona itiraz usûl düzeyinde yapılmalıdır. (3) İstitâbe şartı: hükmün kendisi üç günlük tevbe süresi içerir; yani ceza, inanç değiştirene refleks olarak uygulanan bir ceza değildir. (4) Kapsam daralması gelenek içidir: kadın mürted konusundaki ihtilaf ve Ebû Hanîfe'nin görüşü, hükmün lafzî umumunun gelenek içinde de mutlak alınmadığını gösterir. (5) Bugünkü uygulama: çağdaş Hanbelî geleneğini takip eden pek çok âlim ridde cezasını devlet otoritesine ve savaş hâline bağlar; klasik metnin kaydı bir tarih kaydıdır. Bu savunuların hiçbiri sayfada yazanı tartışmaz; hepsi hükmün gerekçesini ve kapsamını konuşur.
Bugün de böyle mi?
Kur'an ne diyor?
- 2:217 Metin açıkça söylüyor
﴿وَمَن يَرۡتَدِدۡ مِنكُمۡ عَن دِينِهِۦ فَيَمُتۡ وَهُوَ كَافِرٞ فَأُوْلَٰٓئِكَ حَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِ﴾: İbn Kudâme'nin sayfada delil olarak getirdiği âyet budur. Âyet irtidadı konu edinir ve karşılığını açıkça verir: amellerin boşa gitmesi ve âhiret cezası. Dahası cümlenin şartı ﴿فَيَمُتۡ وَهُوَ كَافِرٞ﴾ — «küfür üzere ölürse»dir; yani metin, mürtedin kendi eceliyle ölmesine kadar geçen bir süreyi varsayar. İdam edilen bir kimse hakkında bu şartın anlamı kalmaz.
- 5:54 Metin açıkça söylüyor
﴿يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَن يَرۡتَدَّ مِنكُمۡ عَن دِينِهِۦ فَسَوۡفَ يَأۡتِي ٱللَّهُ بِقَوۡمٖ يُحِبُّهُمۡ وَيُحِبُّونَهُۥٓ﴾: Kur'an'da irtidadı doğrudan konu edinen ikinci yer. Öngörülen karşılık, dönenlerin öldürülmesi değil, Allah'ın onların yerine başka bir topluluk getirmesidir. Metnin cezaî bir yaptırım koyacağı en tabiî yer burasıdır ve koymaz.
- 3:89 Metin açıkça söylüyor
﴿إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ وَأَصۡلَحُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٌ﴾: 3:86-90 imandan sonra küfre dönenleri konu edinir ve onlara tevbe kapısını açık bırakır. Tevbe «bundan sonra» (مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ) mümkündür — yani metin, dönenin yaşamaya devam ettiği bir düzeni varsayar. Geleneğin üç günlük istitâbe süresi bu âyetin varsaydığı süreyi bir takvime bağlar; metinde böyle bir sınır yoktur.
- 4:137 Metinden çıkıyor
﴿إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ثُمَّ كَفَرُواْ ثُمَّ ءَامَنُواْ ثُمَّ كَفَرُواْ ثُمَّ ٱزۡدَادُواْ كُفۡرٗا﴾: Âyet defalarca iman edip küfre dönen bir grubu tarif eder. Tek bir dönüşün ölümle karşılandığı bir düzende ikinci dönüş mümkün olmazdı; metnin varsaydığı dünya, dönüşün öldürülmediği bir dünyadır.
- 2:256 Metin açıkça söylüyor
﴿لَآ إِكۡرَاهَ فِي ٱلدِّينِۖ قَد تَّبَيَّنَ ٱلرُّشۡدُ مِنَ ٱلۡغَيِّ﴾: Kayıtsız bir nefiy cümlesi ve gerekçesi birlikte verilir. Sayfadaki hüküm ise inancını değiştirene ölüm, kadın mürtede (bazı görüşlerde) hapis ve dayak öngörür; ikisi de ikrâhın tanımına girer.

Bu sayfanın sunduğu delil dizisi kendi içinde okunabilir. İbn Kudâme üç dayanak getirir ve birincisi bir âyettir: 2:217. Âyet tam da bu konuyu — irtidadı — ele alır ve karşılığını verir; verdiği karşılık amellerin boşa gitmesi ve âhiret azabıdır. Dünyevî bir ceza içermez. Dahası âyetin şart cümlesi ﴿فَيَمُتۡ وَهُوَ كَافِرٞ﴾ bir süreyi varsayar: kişi küfür üzere ölene kadar hüküm askıdadır. İdam bu şartı anlamsız kılar; bir insanın küfür üzere ölüp ölmeyeceği, onu üç gün sonra öldüren bir düzende artık bir soru değildir.
Kur'an irtidadı ikinci kez 5:54'te doğrudan konu edinir ve orada da karşılık öldürme değil, Allah'ın o topluluğun yerine başka bir topluluk getirmesidir. 3:86-90 aynı konuyu ele alır ve tevbeyi «bundan sonra» açık tutar; 4:137 defalarca dönen bir insanı tarif ederek, öldürmenin uygulanmadığı bir düzeni ima eder. Metin bu meseleyi dört ayrı yerde ele alır ve hiçbirinde dünyevî bir yaptırım koymaz. Bu, bir sessizlik değil, konuyu ele alıp başka bir karşılık vermektir; ikisi aynı şey değildir ve ikincisi daha güçlüdür.
Geriye icmâ iddiasının kendisi kalır. Sayfa onu nasıl kurduğunu açıkça yazar: yedi sahâbîden gelen rivayetler ve «buna karşı çıkılmadı». Bu, tanımı gereği bir susma delilidir; itiraz kaydının bulunmaması, itiraz edilmediğinin kanıtı değildir. Ama daha basit bir sorun var: iddia sayfanın kendi kaydında tutmuyor. Aynı sayfa, kadın mürtedin öldürülmeyip köleleştirileceğini Ali'den, Hasan'dan ve Katâde'den rivayet ediyor; sonraki sayfa Ebû Hanîfe'nin de kadını öldürmediğini kaydediyor. İcmâın delili olarak sayılan yedi isimden biri (Ali), aynı sayfada icmâın kapsamını kıran rivayetin de kaynağı olarak geçiyor.
Yöntem açısından asıl mesele şudur: icmâ, bir görüşün ne kadar yaygın olduğunu bildirir; metnin ne dediğini bildirmez. Kur'an'ı ölçü alan bir okumada, âlimlerin ittifakı bir âyetin verdiği karşılığı değiştiremez. Burada değişen tam olarak budur: metnin dört yerde âhirete bıraktığı karşılık, isnadı verilmemiş bir rivayet ve ondan çıkarılan bir ittifak kaydıyla dünyaya çekilmiştir.
Dürüstlük gereği bu okumaya karşı en güçlü itiraz da kaydedilmelidir: 5:33 (محاربة) Kur'an'da ölüm cezası öngören yerdir ve geleneğin «ridde ihanettir» savunusu tam olarak bu ayrımı kabul etmeye çıkar. Ama o savunu kabul edildiği anda ceza fiile bağlanmış olur, inanca değil — ve o zaman İbn Kudâme'nin sayfada verdiği tarif («mürted, İslâm dininden küfre dönen kimsedir») hükmün konusu olmaktan çıkar. Savunu, tam da savunduğu hükmü daraltarak işler.