Serahsî: dinden dönen kadın öldürülmez; hapsedilir ve İslâm'a dönmeye zorlanır
Arapça metin
Sayfanın tamamı
Çeviri
Kelime kelime
dinden dönen kadın öldürülmez وَلَا تُقْتَلُ الْمُرْتَدَّةُ* hapsedilir تُحْبَسُ* ve İslâm'a zorlanır وَتُجْبَرُ عَلَى الْإِسْلَامِ* bize göre عِنْدَنَا* Müslüman olmazsa öldürülür تُقْتَلُ إنْ لَمْ تُسْلِمْ*
Satır altı görünüm
- وَلَا تُقْتَلُ الْمُرْتَدَّةُ: Dört mezhep içinde mürted kadının hayatını koruyan tek görüş budur. Gerekçe bir sonraki sayfada verilir: öldürme savaşma illetine bağlıdır ve kadınlar savaşmaz.
- تُحْبَسُ: Süre sayfada belirtilir: Hasan'ın Ebû Hanîfe'den rivayetine göre kadın ara ara çıkarılıp otuz dokuz sopa vurulur, sonra hapse geri konur — «tövbe edinceye ya da ölünceye kadar» (إِلَى أَنْ تَتُوبَ أَوْ تَمُوتَ).
- وَتُجْبَرُ عَلَى الْإِسْلَامِ: إجبار: IV. bâb, ج-ب-ر kökü. Kur'an aynı kökü Peygamber hakkında olumsuzlayarak kullanır: «وَمَا أَنتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍ» — «sen onların üzerinde bir zorba (zorlayıcı) değilsin» (50:45).
- عِنْدَنَا: Serahsî mezhep adına konuşur: hüküm Hanefî mezhebinin görüşüdür, bir şahsî tercih değil.
- تُقْتَلُ إنْ لَمْ تُسْلِمْ: Şâfiî'nin görüşü, el-Umm c.1 s.294'teki kendi ifadesiyle örtüşür (bkz. girdi «Şâfiî: dinden dönen bâliğ erkek de kadın da tövbeye çağrılır»). Sayfanın devamına göre Ebû Yûsuf da başta bu görüşteydi, sonra döndü.
Kaynak
Bağlam
Pasaj el-Mebsût'un siyer kitabındaki mürted bâbındadır (c.10 s.108). Sayfa, mürtedin işlediği ya da ona karşı işlenen yaralama suçlarının hükmünden mürted kadının hükmüne geçer; alıntı bu geçişin ilk cümlesidir.
Sayfa üç görüşü yan yana koyar. (1) Hanefî: kadın öldürülmez, hapsedilir ve İslâm'a zorlanır. (2) Şâfiî: Müslüman olmazsa öldürülür; Ebû Yûsuf da başta böyle diyordu, sonra döndü. (3) Hasan b. Ziyâd'ın Ebû Hanîfe'den rivayeti: kadın ara ara hapisten çıkarılır, otuz dokuz sopa vurulur ve «tövbe edinceye ya da ölünceye kadar» hapse geri konur. Sayfa, Şâfiî'nin delilini — «من بدل دينه فاقتلوه»nun kadınları da kapsadığını — anlatmaya başlayarak kapanır.
Tartışma sonraki iki sayfada sürer. Şâfiî adına: Peygamber'in Ümmü Mervân adlı mürted bir kadını, Ebû Bekir'in Ümmü Kırfe'yi öldürttüğü haberleri ve cezalarda erkekle kadının eşitliği. Hanefî delili («وحجتنا»): Peygamber'in kadınları öldürmeyi yasaklaması — savaşta öldürülmüş bir kadını görünce «bu savaşmıyordu ki» demesi — dolayısıyla öldürmenin illeti savaşmaktır ve kadınlar savaşmaz; öldürülen mürted kadınlar savaşan ya da savaşa kışkırtan kadınlardı. Ve Serahsî'nin kendi ifadesiyle (s.110): öldürme irtidâdın karşılığı değil, küfürde ısrarın gereğidir; «din değiştirmek ve küfrün aslı en büyük suçlardandır, fakat bunlar kul ile Rabbi arasındadır; onların karşılığı ceza yurduna ertelenmiştir».
Önceki sayfanın sonu
Sonraki sayfanın başı
Mezheplerin konumu
| Hanefî | Mürted erkek öldürülür; mürted kadın öldürülmez, hapsedilir ve İslâm'a zorlanır. Hasan'ın Ebû Hanîfe'den rivayetine göre ara ara çıkarılıp otuz dokuz sopa vurulur ve tövbe edinceye ya da ölünceye kadar hapiste tutulur. Bu girdinin konusu olan sayfa budur. |
|---|---|
| Mâlikî | Çıkışını açıkça ilan eden mürted tövbeye çağrılır, dönmezse öldürülür; küfrünü gizleyen zındık ise muttali olunduğunda tövbeye çağrılmadan öldürülür. |
| Şâfiî | İmandan şirke geçen bâliğ erkek ve kadın tövbeye çağrılır; tövbe etmezse öldürülür. |
| Hanbelî | Mürtedin öldürülmesi vâciptir ve bunda icmâ vardır; erkek ile kadın arasında fark yoktur, üç gün tövbeye çağrılır ve üzerine daraltılır. |
Gelenek bunu nasıl savunur
Geleneğin savunması şu hatlarda kurulur.
(1) Hanefîler kadının hayatını korur. Dört mezhebin üçü mürted kadını öldürürken Hanefî mezhebi öldürmez; bu, geleneğin kendi içindeki en merhametli görüştür ve Peygamber'in kadınları öldürmeyi yasaklamasına dayanır.
(2) Öldürmenin illeti inanç değil savaştır. Hanefî delili, öldürmeyi savaşma illetine bağlar ve savaşmayanı bu illetin dışında bırakır; öldürülen mürted kadınların savaşan ya da savaşa kışkırtan kimseler olduğunu söyler. Bu, inanç yüzünden öldürmeye karşı gelenek içinde kurulmuş en gelişkin argümandır.
(3) Serahsî irtidâdın karşılığını âhirete bırakır. Sonraki sayfada din değiştirmenin kul ile Rabbi arasında olduğunu ve karşılığının ceza yurduna ertelendiğini açıkça söyler; hapis bu çerçevede bir ceza değil, dönüşe fırsat tanıyan bir tedbir olarak savunulur.
(4) Mezhep içi tartışma kayıtlıdır. Ebû Yûsuf'un Şâfiî'nin görüşünden dönüşü, mezhebin kadını öldürmeye karşı bilinçli bir tercih yaptığını gösterir.
Bugün de böyle mi?
Kur'an ne diyor?
- 2:256 Metin açıkça söylüyor
﴿لَآ إِكۡرَاهَ فِي ٱلدِّينِۖ قَد تَّبَيَّنَ ٱلرُّشۡدُ مِنَ ٱلۡغَيِّ﴾ — Sayfanın «İslâm'a zorlanır» (تُجْبَرُ عَلَى الْإِسْلَامِ) cümlesi, âyetin reddettiği şeyin kelimesi kelimesine tarifidir: bir dine hapis ve dayakla sokulmak. Âyetin gerekçesi de hükme karşıdır — doğru yol sapmadan ayrıştığı için zorlamaya gerek ve yer yoktur.
- 10:99 Metin açıkça söylüyor
﴿أَفَأَنتَ تُكۡرِهُ ٱلنَّاسَ حَتَّىٰ يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ﴾ — Soru Peygamber'e yöneltilir ve bir zorlamayı bir hedefe bağlar: «mü'min oluncaya kadar». Hasan'ın Ebû Hanîfe'den rivayeti aynı yapıyı taşır — «tövbe edinceye ya da ölünceye kadar». Âyetin reddettiği yapı, sayfanın kurduğu yapıdır.
- 16:106 Metin açıkça söylüyor
﴿مَن كَفَرَ بِٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ إِيمَٰنِهِۦٓ إِلَّا مَنۡ أُكۡرِهَ وَقَلۡبُهُۥ مُطۡمَئِنُّۢ بِٱلۡإِيمَٰنِ وَلَٰكِن مَّن شَرَحَ بِٱلۡكُفۡرِ صَدۡرٗا فَعَلَيۡهِمۡ غَضَبٞ مِّنَ ٱللَّهِ﴾ — Âyet tam olarak mürtedi konu edinir ve iki şey söyler. Birincisi: zorla söyletilen söz, kalbin hâlini göstermez ve hükümsüzdür. İkincisi: gönül rızasıyla küfre dönenin karşılığı Allah'ın gazabı ve büyük bir azaptır — faili mahkeme değildir. Sayfanın hapis ve sopayla elde etmeyi hedeflediği İslâm beyanı, Kur'an'ın kendi ölçüsüyle tam da kalbi yansıtmayan bir zorlama sözüdür.
- 18:29 Metin açıkça söylüyor
﴿فَمَن شَآءَ فَلۡيُؤۡمِن وَمَن شَآءَ فَلۡيَكۡفُرۡ﴾ — İman ile küfür arasındaki tercih kişinin iradesine bırakılır; karşılık âhirete bağlanır. Serahsî'nin sonraki sayfadaki «karşılığı ceza yurduna ertelenmiştir» cümlesi bu âyetin mantığını tekrarlar — sayfanın hükmü ise onu uygulamaz.
- 4:15 Metinle uyumlu
﴿فَأَمۡسِكُوهُنَّ فِي ٱلۡبُيُوتِ حَتَّىٰ يَتَوَفَّىٰهُنَّ ٱلۡمَوۡتُ أَوۡ يَجۡعَلَ ٱللَّهُ لَهُنَّ سَبِيلٗا﴾ — Dürüstlük gereği kaydedilmelidir: Kur'an kadınların «ölüm onları alıncaya kadar» evlerde tutulmasını bilir, ve bu sayfanın «ölünceye kadar» hapsine en yakın Kur'anî örnektir. Fakat âyetin konusu bir fuhuş fiilidir ve dört şahitle ispatını şart koşar; bir inancı ya da inanç değişikliğini konu edinmez, ve bir inanç beyanı elde etmek için uygulanmaz.

Bu sayfanın sicile girmesinin sebebi mürted kadını öldürmemesi değil — bu, dört mezhebin içindeki en merhametli görüştür ve öyle kaydedilmelidir — ölümün yerine koyduğu şeydir. Sayfa kadının hayatını korur ve onun yerine süresiz bir zorlama rejimi kurar: hapis, ara ara otuz dokuz sopa ve yeniden hapis, «tövbe edinceye ya da ölünceye kadar». Ölüm cezası kaldırılmıştır; ölümle biten bir hapis kalmıştır.
Kur'an bu rejimin her parçasını adıyla anar ve reddeder. 2:256 dinde zorlamayı reddeder; sayfanın fiili, تُجْبَرُ عَلَى الْإِسْلَامِ, zorlamanın tam tarifidir. 10:99 Peygamber'e «insanları mü'min oluncaya kadar sen mi zorlayacaksın» diye sorar; Hasan'ın rivayetindeki «tövbe edinceye ya da ölünceye kadar» aynı yapıyı kurar. Ve 16:106, tam da mürtedi konu edinen âyet, zorla söyletilen sözün kalbi göstermediğini ve hükümsüz olduğunu bildirir. Sayfanın hedefi olan şey — hapiste sopa altında söylenmiş bir İslâm beyanı — Kur'an'ın ölçüsüyle kalbi yansıtmayan bir zorlama sözüdür; rejim, Kur'an'ın değersiz saydığı bir sonucu üretmek için kurulmuştur.
En keskin karşı delil ise Kur'an'dan önce Serahsî'nin kendi kaleminden gelir. İki sayfa sonra Hanefî tezini savunurken şöyle yazar: öldürme irtidâdın karşılığı değildir; «din değiştirmek ve küfrün aslı en büyük suçlardandır, fakat bunlar kul ile Rabbi arasındadır; onların karşılığı ceza yurduna ertelenmiştir». Bu cümle Kur'an'ın ilkesidir (18:29, 16:106). Fakat sayfanın hükmü bu ilkeyle çelişir: karşılığı âhirete ertelenmiş bir suç için dünyada hapis ve sopa uygulanmaktadır. Serahsî'nin öldürmeyi reddetmek için kurduğu gerekçe, hapsi de reddetmeye yeter.
Sayfanın lehine yazılması gerekenler de vardır ve bunlar küçük değildir. Hanefî delili, öldürmeyi savaşma illetine bağlayarak inanç yüzünden öldürmeye karşı gelenek içinde kurulmuş en gelişkin argümanı sunar; Ebû Yûsuf bu yönde görüş değiştirmiştir. Kur'an'ın da kadınları «ölüm onları alıncaya kadar» evlerde tutmayı bildiği (4:15) dürüstçe kaydedilmelidir. Fakat o âyet dört şahitle ispatlanan bir fuhuş fiilini konu edinir; bir inancı değil. Kur'an'ın bildiği hapis bir fiile karşılıktır; sayfanın kurduğu hapis bir inanç beyanı elde etmek içindir.
Dijital metnin bu sayfada Hasan'ın rivayetini bozduğu da not edilmelidir: baskıdaki «وروى الحسن» Shamela'da «أنه الحسن» olmuştur (bkz. tarama notu). Otuz dokuz sopa hükmü, okuyucunun dijital metinden anlayamayacağı ama basılı sayfanın açıkça söylediği bir rivayettir.