Serahsî: bir kadını zina için kiralayıp onunla zina edene de kadına da Ebû Hanîfe'ye göre had yoktur
Arapça metin
Sayfanın tamamı
Çeviri
Kelime kelime
kiraladı, ücretle tuttu اسْتَأْجَرَ* ikisine de had yoktur فَلَا حَدَّ عَلَيْهِمَا* Ebû Hanîfe'nin görüşüne göre فِي قَوْلِ أَبِي حَنِيفَةَ* bu bir mehirdir هَذَا مَهْرٌ* dil bakımından zina değildir لَيْسَ بِزِنًا لُغَةً*
Satır altı görünüm
- اسْتَأْجَرَ: X. bâb, ء-ج-ر kökü: icâre akdi, bir menfaatin ücret karşılığı mülk edinilmesi. Sayfanın bütün tartışması bu kelimenin hukukî niteliğine dayanır: icâre meşru bir akit olduğu için, konusu zina bile olsa bir **şübhe** doğurur.
- فَلَا حَدَّ عَلَيْهِمَا: İkil zamir: hüküm hem kiralayan erkeği hem kiralanan kadını kapsar. Sayfa fiili helâl saymaz; hükmü haddin düşmesiyle sınırlıdır.
- فِي قَوْلِ أَبِي حَنِيفَةَ: Hüküm mezhebin kurucusuna nispet edilir; aynı cümlenin devamında Ebû Yûsuf, Muhammed ve Şâfiî'nin «ikisine de had vardır» dediği kaydedilir. Mezhebin iki büyük imamı kurucuya muhaliftir.
- هَذَا مَهْرٌ: Ömer'e nispet edilen söz ve sayfanın asıl öncülü: zina karşılığı verilen para mehir hükmündedir. Serahsî bunu «mehir ile ücret birbirine yakındır» diye genişletir ve 4:24'ün «أُجُورَهُنَّ» ifadesine dayandırır.
- لَيْسَ بِزِنًا لُغَةً: Serahsî'nin ikinci delili: dil ehli bir akde dayanan cinsel birlikteliğe zina demez ve kira ile nikâhı birbirinden ayırmaz, çünkü aradaki fark şer'îdir. Kur'an'ın ücret karşılığı cinsel birliktelik için kendi kelimesi vardır: بِغَاء (24:33).
Kaynak
Bağlam
Pasaj el-Mebsût'un hudûd kitabında (c.9 s.58), haddin şübheyle düştüğü durumların sıralandığı bir dizinin içindedir. Hemen önceki mesele, yatağına çağırdığı karısının yerine gelen yabancı bir kadınla birlikte olan âmâ adamdır; hemen sonraki, zinaya zorlanan adamdır.
Sayfa meseleyi iki taraflı kurar. Muhalifler — Ebû Yûsuf, Muhammed ve Şâfiî — ikisine de had gerektiğini söyler: zina fiili gerçekleşmiştir ve kiralama, cinsel birlikteliği meşrulaştırmanın bir yolu değildir; kadını yemek pişirmek ya da ekmek yapmak için kiralayıp sonra onunla zina etmek gibi, akit hükümsüzdür. Ebû Hanîfe'nin delili ise Ömer'e nispet edilen iki haberdir: su isteyen bir kadına çoban kendisine teslim olmadıkça su vermeyi reddetmiş ve Ömer haddi ikisinden de düşürmüştür; para isteyen bir kadına bir adam aynı şartı koşmuş ve Ömer haddi düşürüp «bu bir mehirdir» demiştir. Serahsî ilk haberin zaruretle açıklanmasını açıkça reddeder: zaruret erkekten haddi düşürmez ve ikinci haberde zaruret yoktur.
Serahsî buna üç gerekçe ekler. (1) Mehir ile ücret birbirine yakındır; 4:24 mehri «أُجُور» diye adlandırır; «seninle zina etmek için sana şu kadar mehir veriyorum» dese had gerekmezdi, «seni kiraladım» dediğinde de gerekmez. (2) Dil ehli bir akde dayanan birlikteliğe zina demez; o hâlde fiil dil bakımından zina değildir ve bu bir şübhedir — kapkaççıya hırsızlık haddi uygulanmaması gibi. (3) Cinsel birliktelikle elde edilen şey hakikatte bir menfaattir ve icâre menfaati mülk edinmek için meşru bir akittir; bu hakikat de şübhe doğurur.
Önceki sayfanın sonu
Sonraki sayfanın başı
Mezheplerin konumu
| Hanefî | Ebû Hanîfe'ye göre zina için kiralanan kadınla zina edene de kadına da had yoktur, çünkü ücret mehre benzer ve icâre akdi bir şübhe doğurur. Ebû Yûsuf ve Muhammed ikisine de had gerektiğini söyler. Bu girdinin konusu olan sayfa budur. |
|---|---|
| Şâfiî | İkisine de had vardır: zina fiili gerçekleşmiştir ve kiralama cinsel birlikteliği meşrulaştırmanın bir yolu değildir. (Serahsî'nin aynı sayfadaki nakli.) |
| Hanbelî | Kadını zina için kiralayıp bunu yapan erkeğe de kadına da had vardır; İbn Kudâme bunu ilim ehlinin çoğunluğunun görüşü olarak verir ve Ebû Hanîfe'nin muhalefetini, menfaate mâlik olmanın haddi düşüren bir şübhe sayılması gerekçesiyle kaydeder. |
Gelenek bunu nasıl savunur
Geleneğin savunması şu hatlarda kurulur.
(1) Hadler şübhelerle düşer. Bu, mezheplerin ortak ilkesidir; el-Muğnî de aynı bağlamda «haddin şübhelerle düşürüleceğinde ihtilaf yoktur» der. Ebû Hanîfe'nin hükmü bir izin değil, bu genel ilkenin bir uygulamasıdır: had en ağır ceza olduğu için en küçük kuşkuda uygulanmaz.
(2) Had yoktur, helâl değildir. Sayfa fiili meşru saymaz; tartışma yalnız haddin uygulanıp uygulanmayacağı üzerinedir. Kiralama akdi de sayfaya göre batıldır — şübhe, akdin geçerliliğinden değil varlığından doğar.
(3) Dayanak bir sahâbî uygulamasıdır. Hüküm Ömer'e nispet edilen iki habere dayanır ve Ömer'in «bu bir mehirdir» sözü, ücret ile mehir arasındaki yakınlığı Kur'an'ın kendi dilinden (4:24'teki أُجُور) kurar.
(4) Mezhep bu hükmü tek sesle savunmaz. Aynı sayfada Ebû Yûsuf ve Muhammed kurucuya muhaliftir; el-Muğnî'ye göre ilim ehlinin çoğunluğu da öyledir. Gelenek bu içtihadı kendi içinde tartışmış ve azınlıkta bırakmıştır.
Bugün de böyle mi?
Kur'an ne diyor?
- 4:24 Metin açıkça söylüyor
﴿أَن تَبۡتَغُواْ بِأَمۡوَٰلِكُم مُّحۡصِنِينَ غَيۡرَ مُسَٰفِحِينَۚ فَمَا ٱسۡتَمۡتَعۡتُم بِهِۦ مِنۡهُنَّ فَـَٔاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةٗ﴾ — Serahsî'nin mehir ile ücreti eşitlemek için okuduğu âyettir; o yalnız ikinci yarısını, «أُجُورَهُنَّ» ifadesini alır. Oysa aynı cümle, bu ödemenin şartını hemen önce koyar: mallarınızla iffetli bir bağ kurarak, zina etmeksizin (مُّحۡصِنِينَ غَيۡرَ مُسَٰفِحِينَ) istemeniz. Kur'an'ın mehri «ücret» diye adlandırdığı âyet, tam da parayla kurulan nikâhı parayla yapılan zinadan ayıran âyettir.
- 4:25 Metin açıkça söylüyor
﴿فَٱنكِحُوهُنَّ بِإِذۡنِ أَهۡلِهِنَّ وَءَاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِ مُحۡصَنَٰتٍ غَيۡرَ مُسَٰفِحَٰتٖ وَلَا مُتَّخِذَٰتِ أَخۡدَانٖ﴾ — Aynı ayrım kadın tarafından ikinci kez kurulur: «أُجُور» ancak nikâhta, iffetli bir bağda ve «zina edenler (مُسَٰفِحَٰت) olmaksızın» verilir. Kur'an'da ödeme, ilişkinin niteliğini belirlemez; ilişkinin niteliği ödemenin adını belirler.
- 24:33 Metin açıkça söylüyor
﴿وَلَا تُكۡرِهُواْ فَتَيَٰتِكُمۡ عَلَى ٱلۡبِغَآءِ إِنۡ أَرَدۡنَ تَحَصُّنٗا لِّتَبۡتَغُواْ عَرَضَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا﴾ — Kur'an'ın dünya menfaati karşılığı cinsel birliktelik için kendi kelimesi vardır: بِغَاء. Serahsî'nin «dil ehli akde dayanan birlikteliğe zina demez» delili, Kur'an'ın bu fiili bir akit türü olarak değil, iffetin karşıtı (تَحَصُّن'un zıddı) olarak adlandırdığı gerçeğiyle karşılaşır. Âyet ayrıca zorlanan kadınları bağışlar (مِنۢ بَعۡدِ إِكۡرَٰهِهِنَّ غَفُورٞ رَّحِيمٞ) — yani Kur'an zaruret ve zorlama gerekçesini tanır; sayfa ise ilk Ömer haberinin zarurete dayalı okumasını açıkça reddedip ücreti gerekçe yapar.
- 24:2 Metin açıkça söylüyor
﴿ٱلزَّانِيَةُ وَٱلزَّانِي فَٱجۡلِدُواْ كُلَّ وَٰحِدٖ مِّنۡهُمَا مِاْئَةَ جَلۡدَةٖۖ وَلَا تَأۡخُذۡكُم بِهِمَا رَأۡفَةٞ فِي دِينِ ٱللَّهِ﴾ — Âyet zina eden kadını ve erkeği birlikte anar, ikisini de aynı hükme bağlar ve bir ödeme istisnası tanımaz. Aynı âyet, bu ikisi hakkında «Allah'ın dininde bir acıma» ile hükmün askıya alınmasını da ayrıca yasaklar. Buradaki mesele cezanın kendisi değil, Kur'an'ın fiili tanımlama biçimidir: zina, taraflar arasında ne el değiştirdiğine bakılmaksızın zinadır.

Bu sayfanın sicile girmesinin sebebi haddin şübheyle düşürülmesi değil — bu, bütün mezheplerin kabul ettiği bir ilkedir — şübhenin kaynağıdır. Şübhe burada bir yanılgıdan, bir zorlamadan ya da belirsiz bir nikâhtan doğmaz; zina fiilinin kendisini konu edinen bir ödeme sözleşmesinden doğar. Sayfanın mantığında zinaya bir fiyat biçilmesi, onu zina olmaktan kısmen çıkarır: ilişki ne kadar ticarî ise, fiilin hukukî niteliği o kadar belirsizleşir.
Serahsî'nin Kur'an delili, 4:24, bu mantığı taşımaz. Serahsî âyetin yalnız ikinci yarısını — «ücretlerini verin» — alır; ilk yarısı ödemenin şartını koyar: «iffetli bir bağ kurarak, zina etmeksizin». 4:25 aynı ayrımı kadın tarafından tekrarlar. Kur'an'da para, ilişkiye adını vermez; ilişkinin adı paraya adını verir. Nikâhta verilen şeyin adı ücrettir; zinada verilen şeyin Kur'an'daki adı yoktur, çünkü o ilişki Kur'an'da bir akit olarak tanınmaz.
Dil delili de Kur'an'ın kendi sözlüğüyle karşılaşır. Serahsî, dil ehlinin akde dayanan birlikteliğe zina demediğini ve kira ile nikâhı ayırmadığını söyler. Kur'an ise ücret karşılığı cinsel birlikteliği ayrı bir kelimeyle adlandırır — بِغَاء (24:33) — ve onu iffetin karşıtı olarak tanımlar; aynı kökten بَغِيّ, 19:20 ve 19:28'de iffetin tam zıddını adlandırır. Kur'an'ın dili, bu fiili bir tür nikâh olarak değil, nikâhın dışında duran bir şey olarak tanır.
Sayfanın lehine yazılması gerekenler de vardır ve bunlar küçük değildir. Hüküm geleneğin içinde azınlıktadır: aynı cümlede mezhebin iki büyük imamı, Ebû Yûsuf ve Muhammed, kurucuya muhaliftir; el-Muğnî ilim ehlinin çoğunluğunu da karşı tarafta sayar. Sayfa fiili helâl saymaz, yalnız haddi düşürür. Ve ilk Ömer haberi — su için zorlanan kadın — Kur'an'ın 24:33'te tanıdığı zorlama gerekçesiyle rahatlıkla açıklanabilir; Kur'an zorlanan kadını bağışlar.
Sorun tam da buradadır: sayfa bu açıklamayı görür ve reddeder. Serahsî, zaruretin erkekten haddi düşürmeyeceğini ve ikinci haberde zaruret bulunmadığını söyleyerek gerekçeyi zorlamadan ücrete taşır. Kur'an'ın tanıdığı hafifletici sebep, zorlanan kadının durumudur; sayfanın kurduğu hafifletici sebep ise ücretin kendisidir. İlki mağduru korur; ikincisi, ödeyeni.