Kendi Kitaplarından

Buhârî (v. 256) · Sahîhu'l-Buhârî (Sultâniyye) · Cilt 4, Sayfa 29 · Rivayet nakli

«Uğursuzluk üç şeydedir: at, kadın ve ev»

Arapça metin

إِنَّمَا الشُّؤْمُ فِي ثَلَاثَةٍ: فِي الْفَرَسِ وَالْمَرْأَةِ وَالدَّارِ
Sayfanın tamamı
٢٨٥٨ - حدثنا أبو اليمان: أخبرنا شعيب عن الزهري قال: أخبرني سالم بن عبد الله: أن عبد الله بن عمر ﵄ قال: سمعت النبي ﷺ يقول: «إنما الشؤم في ثلاثة: في الفرس والمرأة والدار.»

Çeviri

Uğursuzluk ancak üç şeydedir: atta, kadında ve evde.

Kelime kelime

Her Arapça kelimenin birebir karşılığı; tire bitişik ek/edat sınırıdır. Akıcı çeviri yukarıdadır.

ancak / yalnızca إِنَّمَا* uğursuzluk الشُّؤْمُ* içinde / -de فِي üç (şey) ثَلَاثَةٍ -de فِي at الْفَرَسِ ve-kadın وَالْمَرْأَةِ ve-ev وَالدَّارِ

Satır altı görünüm
إِنَّمَاancak / yalnızcaالشُّؤْمُuğursuzlukفِيiçinde / -deثَلَاثَةٍüç (şey)فِي-deالْفَرَسِatوَالْمَرْأَةِve-kadınوَالدَّارِve-ev
  1. إِنَّمَا: إنّ + ما kâffe: hasr edatı; hükmü zikredilenlere kasreder ('sadece şunlarda').
  2. الشُّؤْمُ: ش-ء-م kökü; belirlilik takısıyla cins ismi: 'uğursuzluk (denen şey)'. Kur'an'ın kullandığı طائر / تطيّر ile aynı anlam alanında.

Kaynak

صحيح البخاري - ط السلطانية · Baskı: المطبعة الكبرى الأميرية، بولاق - مصر السلطانية ١٣١١ هـ، بأمر السلطان عبد الحميد الثاني (ترقيم موافق للمطبوع)
Cilt 4 · Sayfa 29 · Shamela canlı sayfa (pasaj vurgulu) · archive.org taraması
Basılı nüshanın taraması: el-Matbaatü'l-kübra'l-emîriyye, Bulak 1311 (Sultâniyye) · Sayfa 29 · juz04.pdf (cüz 4), PDF sayfası 29

Taramada sayfa 29 = Shamela'nın Sultâniyye sayfalaması 29 (kayma yok); ikinci konum cüz 7 sayfa 8. Sultâniyye baskısı metni bir çerçeve içine alır ve satır aralarına hâşiye koyar; bu yüzden satır tespiti kelime düzeyine inmedi, vurgu kutusu hadisin tamamını (isnad + metin) işaretler, kelime kelime kırpma yapılmadı. Kelime düzeyinde vurgu için sayfadaki "alıntıyı kaynakta göster" bağlantısı kullanılmalıdır.

صحيح البخاري - ط السلطانية 4/29
صحيح البخاري - ط السلطانية 4/29

Sarı kutular alıntının satırlarını gösterir; tarama görüntüsü değiştirilmemiştir.

Bağlam

Rivayet Sahîh'te iki ayrı kitapta geçer: Kitâbü'l-Cihâd, «atın uğursuzluğuna dair zikredilenler» bâbı (c.4 s.29, h. 2858) ve Kitâbü'n-Nikâh (c.7 s.8, h. 5093). İkisinde de isnad İbn Ömer'e çıkar ve iki tarikte de ez-Zührî halkasında birleşir. Aynı sayfada, hemen ardından gelen 2859 numaralı Sehl b. Sa'd rivayeti hükmü şartlı kurar: «Eğer bir şeyde olsaydı, kadında, atta ve meskende olurdu.» Buhârî bu iki formu yan yana koyar. Aynı eserde üçüncü bir yerde (c.7 s.135, h. 5753) rivayet «لا عدوى ولا طيرة» ('bulaşma yoktur, uğursuzluk yoktur') ifadesiyle birlikte nakledilir; yani Sahîh'in kendi içinde hem uğursuzluğu üç şeye hasreden hem de uğursuzluğu topyekûn reddeden metinler bulunur. Âişe'nin bu rivayete itirazı Sahîhayn'da değil, Müsned ve Sünen literatüründedir; itirazın özü, Peygamber'in Câhiliye ehlinin sözünü naklettiği, kendi hükmü olarak söylemediğidir. Bu girdi rivayetin metnini ve Sahîh'teki yerini kaydeder; rivayetin sıhhat derecesi tartışma konusu değildir — Buhârî ve Müslim'in ittifakla aldıkları bir metindir.

Önceki sayfanın sonu
باب ما يذكر من شؤم الفرس
Sonraki sayfanın başı
٢٨٥٩ - حدثنا عبد الله بن مسلمة عن مالك عن أبي حازم بن دينار عن سهل بن سعد الساعدي ﵁: أن رسول الله ﷺ قال: «إن كان في شيء: ففي المرأة والفرس والمسكن.»

Gelenek bunu nasıl savunur

Geleneğin savunması dört koldan kurulur. (1) Şartlı okuma: Buhârî'nin hemen ardından koyduğu Sehl b. Sa'd rivayeti («eğer bir şeyde olsaydı») hükmü mutlak bir isnat değil, farazî bir kabul olarak kurar; İbn Hacer bu formu 2858'in yorumu sayar. (2) 'Şu'm' = uğursuzluk değil, sıkıntı: birçok şârih burada شؤم'u 'kötü talih' değil 'kişiye yük olan hâl' diye okur — huysuz at, geçimsiz eş, dar ev; yani ilâhî bir uğursuzluk değil, hayatı zorlaştıran somut bir durum. (3) Nakil olarak okuma: Âişe'nin itirazını (Müsned ve Sünen'de) esas alan çizgi, Peygamber'in Câhiliye'nin sözünü aktardığını, cümlenin başında düşmüş bir «كانوا يقولون» ('derlerdi ki') bulunduğunu savunur. (4) Sahîh'in kendi içindeki denge: aynı eserde «لا طيرة» ('uğursuzluk yoktur') mutlak olarak yer alır; usul kuralına göre mutlak nefy, özel metni sınırlar. Bu savunuların hiçbiri rivayetin sıhhatini tartışmaz; hepsi metni tevil eder — ve bu bizzat geleneğin metinden rahatsız olduğunun kaydıdır.

Bugün de böyle mi?

Güncel fetva bağlantısı henüz eklenmedi.

Kur'an ne diyor?

Yorum

Bu bölüm sitenin editoryal görüşüdür. Yukarıdaki kayıt ondan bağımsızdır ve tek başına doğrulanabilir.

Kur'an'ın uğursuzluk hakkında söyledikleri dolaylı ya da örtük değildir: uğursuzluğu bir kişiye ya da nesneye yüklemek, metnin ağzından üç ayrı yerde reddedilen bir davranıştır ve her seferinde reddedenler peygamberler, yükleyenler ise onların muhataplarıdır (27:47, 36:19, 7:131). 17:13 bunu bir adım öteye taşır ve Câhiliye'nin uğur kelimesini kişinin kendi ameline çevirir. Rivayet ise uğursuzluğu üç somut nesneye — biri insan olan üç nesneye — hasreder. Geleneğin buna getirdiği tevillerin çokluğu (şartlı okuma, 'sıkıntı' okuması, 'Câhiliye sözünün nakli' okuması) sorunun sonradan uydurulmuş bir itiraz olmadığını, metnin daha ilk asırlarda rahatsızlık verdiğini gösterir: Âişe'nin itirazı bu rahatsızlığın en erken kaydıdır. Burada dikkat edilecek nokta şudur: rivayetin sıhhati tartışılmıyor, anlamı tartışılıyor — yani gelenek, sahih saydığı bir metni Kur'an'ın açık hükmüyle uzlaştırmak için tevil etmek zorunda kalıyor. Kur'an'ı ölçü alan okuma için bu, tevile gerek bırakmayan bir sonuç verir: 36:19 zaten «uğursuzluğunuz sizinledir» demiştir.

Doğrulandı: 2026-09-09