«Uğursuzluk üç şeydedir: at, kadın ve ev»
Arapça metin
Sayfanın tamamı
Çeviri
Kelime kelime
ancak / yalnızca إِنَّمَا* uğursuzluk الشُّؤْمُ* içinde / -de فِي üç (şey) ثَلَاثَةٍ -de فِي at الْفَرَسِ ve-kadın وَالْمَرْأَةِ ve-ev وَالدَّارِ
Satır altı görünüm
- إِنَّمَا: إنّ + ما kâffe: hasr edatı; hükmü zikredilenlere kasreder ('sadece şunlarda').
- الشُّؤْمُ: ش-ء-م kökü; belirlilik takısıyla cins ismi: 'uğursuzluk (denen şey)'. Kur'an'ın kullandığı طائر / تطيّر ile aynı anlam alanında.
Kaynak
Bağlam
Rivayet Sahîh'te iki ayrı kitapta geçer: Kitâbü'l-Cihâd, «atın uğursuzluğuna dair zikredilenler» bâbı (c.4 s.29, h. 2858) ve Kitâbü'n-Nikâh (c.7 s.8, h. 5093). İkisinde de isnad İbn Ömer'e çıkar ve iki tarikte de ez-Zührî halkasında birleşir. Aynı sayfada, hemen ardından gelen 2859 numaralı Sehl b. Sa'd rivayeti hükmü şartlı kurar: «Eğer bir şeyde olsaydı, kadında, atta ve meskende olurdu.» Buhârî bu iki formu yan yana koyar. Aynı eserde üçüncü bir yerde (c.7 s.135, h. 5753) rivayet «لا عدوى ولا طيرة» ('bulaşma yoktur, uğursuzluk yoktur') ifadesiyle birlikte nakledilir; yani Sahîh'in kendi içinde hem uğursuzluğu üç şeye hasreden hem de uğursuzluğu topyekûn reddeden metinler bulunur. Âişe'nin bu rivayete itirazı Sahîhayn'da değil, Müsned ve Sünen literatüründedir; itirazın özü, Peygamber'in Câhiliye ehlinin sözünü naklettiği, kendi hükmü olarak söylemediğidir. Bu girdi rivayetin metnini ve Sahîh'teki yerini kaydeder; rivayetin sıhhat derecesi tartışma konusu değildir — Buhârî ve Müslim'in ittifakla aldıkları bir metindir.
Önceki sayfanın sonu
Sonraki sayfanın başı
Gelenek bunu nasıl savunur
Geleneğin savunması dört koldan kurulur. (1) Şartlı okuma: Buhârî'nin hemen ardından koyduğu Sehl b. Sa'd rivayeti («eğer bir şeyde olsaydı») hükmü mutlak bir isnat değil, farazî bir kabul olarak kurar; İbn Hacer bu formu 2858'in yorumu sayar. (2) 'Şu'm' = uğursuzluk değil, sıkıntı: birçok şârih burada شؤم'u 'kötü talih' değil 'kişiye yük olan hâl' diye okur — huysuz at, geçimsiz eş, dar ev; yani ilâhî bir uğursuzluk değil, hayatı zorlaştıran somut bir durum. (3) Nakil olarak okuma: Âişe'nin itirazını (Müsned ve Sünen'de) esas alan çizgi, Peygamber'in Câhiliye'nin sözünü aktardığını, cümlenin başında düşmüş bir «كانوا يقولون» ('derlerdi ki') bulunduğunu savunur. (4) Sahîh'in kendi içindeki denge: aynı eserde «لا طيرة» ('uğursuzluk yoktur') mutlak olarak yer alır; usul kuralına göre mutlak nefy, özel metni sınırlar. Bu savunuların hiçbiri rivayetin sıhhatini tartışmaz; hepsi metni tevil eder — ve bu bizzat geleneğin metinden rahatsız olduğunun kaydıdır.
Bugün de böyle mi?
Kur'an ne diyor?
- 27:47 Metin açıkça söylüyor
«قَالُوا ٱطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَن مَّعَكَ ۚ قَالَ طَـٰٓئِرُكُمْ عِندَ ٱللَّهِ»: 'Seninle ve seninle beraber olanlarla uğursuzluğa uğradık, dediler. Dedi ki: Sizin uğurunuz Allah katındadır.' Kur'an, uğursuzluğu bir kişiye ya da nesneye yüklemeyi doğrudan reddeder ve sebebi Allah'a bağlar.
- 36:19 Metin açıkça söylüyor
«قَالُوا۟ طَـٰٓئِرُكُم مَّعَكُمْ ۚ أَئِن ذُكِّرْتُم»: 'Uğursuzluğunuz sizinledir; size öğüt verildi diye mi?' Uğursuzluk dışarıdaki bir nesnede değil, insanın kendi tutumundadır.
- 7:131 Metin açıkça söylüyor
«وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَطَّيَّرُوا۟ بِمُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥ»: Firavun hanedanı bir kötülüğe uğrayınca uğursuzluğu Mûsâ'ya yüklüyordu; Kur'an bunu onların kusuru olarak anlatır.
- 17:13 Metinden çıkıyor
«وَكُلَّ إِنسَـٰنٍ أَلْزَمْنَـٰهُ طَـٰٓئِرَهُۥ فِى عُنُقِهِۦ»: 'Her insanın طائر'ini boynuna doladık.' Kur'an, Câhiliye'nin 'uğur/uğursuzluk' anlamındaki طائر kelimesini bilinçli olarak kişinin kendi ameline çevirir; kader dışarıdaki bir nesnede değil, insanın kendi yaptığındadır.
- 4:19 Metinle uyumlu
«وَعَاشِرُوهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰٓ أَن تَكْرَهُوا۟ شَيْـًٔا وَيَجْعَلَ ٱللَّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا»: Kur'an kadını hoşlanılmayan bir durum ihtimalinde bile hayrın kaynağı olarak kurar; bir uğursuzluk taşıyıcısı olarak değil. Bu ayet doğrudan bu rivayeti konu edinmez (bu yüzden 'uyumlu' etiketi), fakat metnin kadına bakışını gösterir.


Kur'an'ın uğursuzluk hakkında söyledikleri dolaylı ya da örtük değildir: uğursuzluğu bir kişiye ya da nesneye yüklemek, metnin ağzından üç ayrı yerde reddedilen bir davranıştır ve her seferinde reddedenler peygamberler, yükleyenler ise onların muhataplarıdır (27:47, 36:19, 7:131). 17:13 bunu bir adım öteye taşır ve Câhiliye'nin uğur kelimesini kişinin kendi ameline çevirir. Rivayet ise uğursuzluğu üç somut nesneye — biri insan olan üç nesneye — hasreder. Geleneğin buna getirdiği tevillerin çokluğu (şartlı okuma, 'sıkıntı' okuması, 'Câhiliye sözünün nakli' okuması) sorunun sonradan uydurulmuş bir itiraz olmadığını, metnin daha ilk asırlarda rahatsızlık verdiğini gösterir: Âişe'nin itirazı bu rahatsızlığın en erken kaydıdır. Burada dikkat edilecek nokta şudur: rivayetin sıhhati tartışılmıyor, anlamı tartışılıyor — yani gelenek, sahih saydığı bir metni Kur'an'ın açık hükmüyle uzlaştırmak için tevil etmek zorunda kalıyor. Kur'an'ı ölçü alan okuma için bu, tevile gerek bırakmayan bir sonuç verir: 36:19 zaten «uğursuzluğunuz sizinledir» demiştir.