Kendi Kitaplarından

Buhârî (v. 256) · Sahîhu'l-Buhârî (Sultâniyye) · Cilt 7, Sayfa 136 · Rivayet nakli

«Peygamber büyülendi; yapmadığı şeyi yaptığını sanır oldu»

Arapça metin

سَحَرَ رَسُولَ اللهِ ﷺ رَجُلٌ مِنْ بَنِي زُرَيْقٍ يُقَالُ لَهُ لَبِيدُ بْنُ الْأَعْصَمِ، حَتَّى كَانَ رَسُولُ اللهِ ﷺ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ أَنَّهُ يَفْعَلُ الشَّيْءَ وَمَا فَعَلَهُ
Sayfanın tamamı
٥٧٦٣ - حدثنا إبراهيم بن موسى: أخبرنا عيسى بن يونس، عن هشام، عن أبيه، عن عائشة ﵂ قالت: «سحر رسول الله ﷺ رجل من بني زريق يقال له لبيد بن الأعصم، حتى كان رسول الله ﷺ يخيل إليه أنه يفعل الشيء وما فعله، حتى إذا كان ذات يوم أو ذات ليلة وهو عندي، لكنه دعا ودعا ثم قال: يا عائشة، أشعرت أن الله أفتاني فيما استفتيته فيه أتاني رجلان فقعد أحدهما عند رأسي والآخر عند رجلي، فقال أحدهما لصاحبه: ما وجع الرجل، فقال: مطبوب، قال: من طبه؟ قال: لبيد بن الأعصم، قال: في أي شيء؟ قال: في مشط ومشاطة وجف طلع نخلة ذكر، قال: وأين هو؟ قال: في بئر ذروان فأتاها رسول الله صلى الله ⦗١٣٧⦘ عليه وسلم في ناس من أصحابه، فجاء، فقال: يا عائشة كأن ماءها نقاعة الحناء، أو كأن رؤوس نخلها رؤوس الشياطين، قلت: يا رسول الله، أفلا أستخرجه، قال: قد عافاني الله، فكرهت أن أثور على الناس فيه شرا، فأمر بها فدفنت» تابعه أبو أسامة وأبو ضمرة وابن أبي الزناد عن هشام. وقال الليث وابن عيينة عن هشام: في مشط ومشاقة، يقال: المشاطة: ما يخرج من الشعر إذا مشط، والمشاقة من مشاقة الكتان.

Çeviri

Benî Zurayk'tan Lebîd b. el-A'sam denilen bir adam Allah Resûlü'nü büyüledi; öyle ki Allah Resûlü bir şeyi yaptığını sanıyor, halbuki yapmamış oluyordu.

Kelime kelime

Her Arapça kelimenin birebir karşılığı; tire bitişik ek/edat sınırıdır. Akıcı çeviri yukarıdadır.

büyüledi سَحَرَ* ona öyle görünür oldu / hayal ettirildi يُخَيَّلُ إِلَيْهِ* bir şeyi yaptığını, halbuki onu yapmamıştı أَنَّهُ يَفْعَلُ الشَّيْءَ وَمَا فَعَلَهُ* büyülenmiş مَطْبُوبٌ*

Satır altı görünüm
سَحَرَbüyülediيُخَيَّلُ إِلَيْهِona öyle görünür oldu / hayal ettirildiأَنَّهُ يَفْعَلُ الشَّيْءَ وَمَا فَعَلَهُbir şeyi yaptığını, halbuki onu yapmamıştıمَطْبُوبٌbüyülenmiş
  1. سَحَرَ: س-ح-ر kökü. Fâil insan, mef'ûl Peygamber'dir — yani fiilin yönü, Kur'an'ın 25:8 ve 17:47'de kâfirlerin ağzından naklettiği ithamın yönüyle aynıdır.
  2. يُخَيَّلُ إِلَيْهِ: Meçhul, II. bâb, خ-ي-ل kökü. Kur'an'ın sihri tarif ederken kullandığı fiilin aynısıdır (20:66, Firavun'un sihirbazlarının ipleri hakkında). Buhârî bâb başlığında bu âyeti bizzat zikreder.
  3. أَنَّهُ يَفْعَلُ الشَّيْءَ وَمَا فَعَلَهُ: İddianın çekirdeği: etkilenen şey algı ile gerçeklik arasındaki bağdır. «Şey» belirsiz bırakılmıştır; sayfada hangi fiil olduğu söylenmez.
  4. مَطْبُوبٌ: ط-ب-ب kökünden örtmece: «tedavi edilmiş» kalıbıyla «büyülenmiş» kastedilir. Sayfada iki meleğin ağzından gelir.

Kaynak

صحيح البخاري - ط السلطانية · Baskı: المطبعة الكبرى الأميرية، بولاق - مصر السلطانية ١٣١١ هـ، بأمر السلطان عبد الحميد الثاني (ترقيم موافق للمطبوع)
Cilt 7 · Sayfa 136 · Shamela canlı sayfa (pasaj vurgulu) · archive.org taraması
Basılı nüshanın taraması: el-Matbaatü'l-kübra'l-emîriyye, Bulak 1311 (Sultâniyye) · Sayfa 136 · juz07.pdf (cüz 7), PDF sayfası 136

Tarama cüz 7, PDF sayfası 136 = basılı ١٣٦ = Shamela'nın Sultâniyye sayfalaması 136; kayma yok ve canlı sayfa kimliği yerel kimlikle aynı (`ج7 - ص136`). Baskı: el-Matbaatü'l-kübra'l-emîriyye, Bulak 1311 (Sultâniyye).

Sultâniyye metni bir çerçeve içine alır ve satır aralarına hâşiye koyar; `scan_lines.py`'nin ışık profili bu sayfada satırları ayıramadı (çerçeve tek bir blok olarak okunuyor), bu yüzden üç kutu elle ölçülüp her sınır aynı yüzdeyle geri kırpılarak gözle doğrulandı. Kutular alıntının üç parçasını işaretler: (1) 5763'ün isnadını kapatan satırın sonunda «سحر رسول الله ﷺ», (2) sonraki satırın tamamı «رجل من بني زريق … يخيل إليه», (3) onu izleyen satırın başında «أنه يفعل الشيء وما فعله». Üçüncü kutunun üstündeki (١٥) rakamı Sultâniyye'nin kendi hâşiye numarasıdır.

İki bağımsız kontrol 2026-09-10'da geçti: (a) sayfa kimliği — basılı sayfa numarası ١٣٦ ve üst bilgi satırı Shamela'nın `part: 7` / `page_num: 136` değerleriyle örtüşür, sayfanın açılışı «باب السحر» bâb başlığıdır; (b) metin sadakati — alıntının yirmi bir kelimesi taramada birebir okundu. Hadisin metni basılı sayfada bitmez, ١٣٧'ye taşar; alıntılanan kısım tamamen ١٣٦'dadır.

صحيح البخاري - ط السلطانية 7/136

Sarı kutular alıntının satırlarını gösterir; tarama görüntüsü değiştirilmemiştir.

Bağlam

Rivayet Sahîh'in «Kitâbü't-Tıb» bölümünde, «بَابُ السِّحْرِ» başlığı altında ve 5763 numarayla yer alır (c.7 s.136). Bâb başlığının kendisi bu girdinin çerçevesini kurar: Buhârî, sihir bâbını beş Kur'an pasajıyla açar — 2:102 (Hârût ve Mârût), 20:69 (وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى), 10:77 (أَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَأَنْتُمْ تُبْصِرُونَ), 20:66 (يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِنْ سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَى) ve 113:4 (النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ). Yani hadisin anahtar fiili olan يُخَيَّلُ, bâbın kendi âyet listesinden gelmektedir.

İsnad: İbrâhim b. Mûsâ → Îsâ b. Yûnus → Hişâm [b. Urve] → babası [Urve] → Âişe. Aynı sayfanın sonunda Buhârî üç mütâbaat sayar (Ebû Üsâme, Ebû Damra, İbn Ebi'z-Zinâd — hepsi Hişâm'dan) ve bir lafız farkı kaydeder: Leys ile İbn Uyeyne, Hişâm'dan «مُشْطٍ وَمُشَاقَةٍ» diye rivayet etmiştir; ardından Buhârî iki kelimeyi sözlük olarak açıklar. Yani rivayet Sahîh içinde tek isnadlı bir garîb değil, çok tarikli bir metindir; aynı hadis Müslim'de de (2189) bulunur ve Buhârî'de ikinci bir yerde daha (c.4 s.122, h.3268) geçer.

Metnin tamamı şunu anlatır: Lebîd b. el-A'sam Peygamber'i büyüler; Peygamber bir şeyi yaptığını sanmaya başlar; dua eder; rüyasında iki adam gelir, biri başucuna biri ayakucuna oturur ve aralarında konuşurlar — «adamın rahatsızlığı ne?» «Büyülenmiş.» «Kim büyüledi?» «Lebîd b. el-A'sam.» «Ne ile?» «Bir tarak, tarak döküntüsü ve erkek hurma tomurcuğunun kabuğu ile.» «Nerede?» «Zervân kuyusunda.» Peygamber kuyuya gider, Âişe'ye «suyu kına suyu gibi, hurmalarının başları şeytanların başları gibi» der. Âişe «çıkarmayayım mı?» diye sorar; Peygamber «Allah bana âfiyet verdi, insanlar arasında bu yüzden bir şer kışkırtmak istemedim» der ve kuyunun kapatılmasını emreder.

İki ayrıntı özellikle kayda değer. Birincisi: sayfada büyünün ne üzerinde etkili olduğu tarif edilmez — «bir şey» belirsiz bırakılır; bu belirsizlik, ileride tefsir ve şerh literatüründe doldurulacak boşluktur. İkincisi: metnin kendi çözümü ilâhî bir müdahaledir («Allah bana âfiyet verdi») ve Peygamber, faili bildiği hâlde cezalandırmayı reddeder.

Önceki sayfanın sonu
باب السحر وقول الله تعالى ﴿ولكن الشياطين كفروا يعلمون الناس السحر وما أنزل على الملكين ببابل هاروت وماروت وما يعلمان من أحد حتى يقولا إنما نحن فتنة فلا تكفر فيتعلمون منهما ما يفرقون به بين المرء وزوجه وما هم بضارين به من أحد إلا بإذن الله ويتعلمون ما يضرهم ولا ينفعهم ولقد علموا لمن اشتراه ما له في الآخرة من خلاق﴾ وقوله تعالى ﴿ولا يفلح الساحر حيث أتى﴾ وقوله ﴿أفتأتون السحر وأنتم تبصرون﴾ وقوله ﴿يخيل إليه من سحرهم أنها تسعى﴾ وقوله ﴿ومن شر النفاثات في العقد﴾ والنفاثات السواحر تسحرون تعمون
Sonraki sayfanın başı
باب: الشرك والسحر من الموبقات

Gelenek bunu nasıl savunur

Geleneğin savunması dört hatta kurulur ve bir kısmı güçlüdür.

(1) Kur'an'ın sihir tarifi tam da budur. 7:116 sihirbazların «insanların gözlerini büyülediğini», 20:66 ise Mûsâ'ya iplerin «koşuyormuş gibi hayal ettirildiğini» söyler. Yani Kur'an'a göre sihir bir varlık dönüşümü değil bir algı yanılsamasıdır — ve rivayet de tam bu kelimeyle (يُخَيَّلُ) aynı şeyi söyler. Buhârî bâbı açarken zaten bu âyeti zikreder. Mûsâ bir peygamberdir ve âyet yanılsamanın ona ulaştığını açıkça söyler: «يُخَيَّلُ إِلَيْهِ».

(2) Etkilenen alan nübüvvet değil bedendir. Savunuya göre (klasik şerhlerin ve İbn Hacer'in hattı, bugün islamqa 68814'te de tekrarlanır) büyü Peygamber'in dünyevî işlerine — hangi eşine gittiği gibi — dokunmuştur, tebliğe değil. Vahyin korunması ayrı bir düzlemdir; sayfada büyünün vahye karıştığına dair tek kelime yoktur.

(3) Peygamberler beşerî ârızalardan muaf değildir. Hastalanır, yaralanır, zehirlenir (Hayber), unuturlar. Büyü bu sınıfın bir üyesi sayılırsa, ondan muafiyet talebi Kur'an'ın kurduğu beşer-peygamber tasavvuruna değil, ona sonradan eklenen bir masumiyet fazlasına dayanır.

(4) Metnin kendi sonucu Peygamber'i aciz değil galip gösterir. Büyü etkisini sürdürmez: Peygamber dua eder, Allah ona haber verir, âfiyet verir, o da fâili bildiği hâlde cezalandırmaz. Anlatının yönü bir yenilgi değil bir kurtuluş anlatısıdır.

Buna ek olarak bir usûl argümanı: rivayet Sahîhayn'ın ikisinde de bulunur, Hişâm b. Urve'den en az dört tarikle gelir ve reddi, hadis usûlünün kabul ettiği tashîh ölçütlerinin tümünü karşılayan bir metnin muhtevaya bakılarak reddedilmesi demektir — ki bu, usûlde ayrıca temellendirilmesi gereken bir hamledir.

Bugün de böyle mi?

Güncel fetva bağlantısı henüz eklenmedi.

Kur'an ne diyor?

Yorum

Bu bölüm sitenin editoryal görüşüdür. Yukarıdaki kayıt ondan bağımsızdır ve tek başına doğrulanabilir.

Bu rivayet, sicildeki en dikkatli ele alınması gereken maddelerden biridir, çünkü onu reddetmek için ileri sürülen argümanların bir kısmı Kur'an'a değil sonradan kurulmuş bir ismet tasavvuruna dayanır. Meseleyi metnin kendi kelimeleriyle kurmak gerekir.

Kur'an'da «مسحور» kelimesi Peygamber hakkında iki kez geçer (25:8, 17:47) ve her ikisinde de bir itham olarak, «zalimler»in sözü diye nakledilir. Kur'an bu ithamı tartışmaz; onu iftira sınıfına koyar ve «bak sana nasıl misaller getirdiler de saptılar» der. Rivayet ise aynı niteliği bir vâkıa olarak kaydeder. Bu, bir çelişki iddiası için yeterli midir? Tek başına değil — çünkü ithamın anlamı ile rivayetin anlamı aynı olmayabilir: müşriklerin kastı «cinlerin çarptığı, aklı gitmiş adam», rivayetin kastı ise geçici ve sınırlı bir yanılsamadır. Bu ayrım gerçektir ve savunuya hakkı verilmelidir.

Fakat ayrım yapıldıktan sonra da geriye asıl mesele kalır: rivayet, etkilenen şeyi «bir şeyi yaptığını sanmak, halbuki yapmamış olmak» diye tarif eder. Etkilenen alan bir fiilin gerçekleşip gerçekleşmediğine dair bilgidir. Bir insanın kendi fiilleri hakkındaki bilgisi bozulabiliyorsa, o bilginin hangi kısmının bozulmadığını söyleyecek olan ölçüt nedir? Sayfa bu ölçütü vermez; «şey» belirsiz bırakılmıştır. Savununun getirdiği ölçüt — «vahye değil dünyevî işlere dokundu» — metnin değil şerhin katkısıdır ve rivayetin kendisinden çıkmaz.

Kur'an'ın sihri tarif eden âyetleri (7:116, 20:66) savunu için gerçek bir dayanaktır ve bu girdide öyle etiketlenmiştir. Ama 20:66'nın yapısı da kayda değer: yanılsama Mûsâ'ya ulaşır, hemen ardından vahiy gelir («لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنْتَ الْأَعْلَىٰ»), ve yanılsama aynı sahnede sona erer. Yani Kur'an'ın peygambere sihir teması, bir âyetle kapatılan bir andır. Rivayette ise durum bir süre devam eder ve çözüm yine ilâhî bir haberdir — bu paralellik savunuyu güçlendirir. Rivayetin Kur'an'la asıl gerilimi burada değil, 5:67'nin kayıtsız cümlesindedir: «Allah seni insanlardan korur.» Metinde bu korumanın alanını daraltan bir kayıt yoktur.

İki şey ayrıca söylenmelidir. Birincisi: bu rivayeti reddeden bir gelenek çizgisi vardır ve bu çizgi modern değildir — Cessâs, Ebû Bekir el-Asamm ve sonra Muhammed Abduh ile Reşîd Rızâ, rivayeti tam olarak 25:8 gerekçesiyle reddetmişlerdir. Yani mesele «gelenek karşısında modernler» değildir. İkincisi: rivayet Sahîhayn'ın ikisindedir ve Hişâm b. Urve'den çok tarikle gelir; onu isnad zayıflığıyla reddetmek mümkün değildir. Bu yüzden gerçek soru şudur: bir metin, isnad ölçütlerinin tümünü karşıladığı hâlde Kur'an'ın açık bir cümlesiyle uyuşmuyorsa hangisi ölçüdür? Bu sitenin cevabı, sayfanın kendi kaydını ve Kur'an'ın kendi cümlesini yan yana koymak ve okuyucuyu bu sorunun karşısında bırakmaktır.

Doğrulandı: 2026-09-10